18 Temmuz 2017 Salı

Büyük Filtre Teorisi - Bölüm 2

Hiç yorum yok


Önceki yazımda galaksimizin içinde milyarlarca yıldız olduğundan ve bu yıldızların içinde de milyonlarca dünya benzeri iklim koşullarına sahip olan gezegen bulunduğundan bahsetmiştim. ((Okumayanlar buraya tıklasın)

Bu milyonlarca gezegenlerden bir kaç yüzünde bile eğer hayat varsa neden hala hiçbir yaşam formuna rastlamadık? İşte bunun adı Fermi Paradoksu. Ve tam olarak bir açıklaması yok. Ancak bilim adamlarının bir kaç tane teorisi var.

Bizi ilgilendiren teori: Büyük Filtre

Rus Astronom Nikolai Kardashev'e göre uzayda eğer gelişmiş uygarlıklar var ise bunlar gelişmişliklerine bağlı olarak üçe ayrılıyor olmalıdırlar. 

Tip 1: Kendi gezegenine tam anlamıyla hüküm süren medeniyetler
Tip 2: Bir yıldızın tüm enerjisini kullanabilecekleri düzeyde olan medeniyetler
Tip 3: Galakside başka gezegenlere yayılmış olan süper-güçlü medeniyetler

Henüz doğruluğu ispatlanmamış bu düşünceye göre insanoğlu henüz Tip 1 gezegen bile değil. Hala daha denizler altındaki değerli madenleri çıkartamıyoruz, kutuplara ve çöllere yerleşmiyoruz. Hatta bazı adalarımızda medeniyet görmemiş ilkel kabileler yaşadığı için bu adalara ayak basamıyoruz.



Ama insanoğlu dünyada sadece bir kaç bin yıldır organize çalışan oldukça yeni bir medeniyet. İnsan ırkı daha doğmadan önce ortaya çıkmış olan dünya dışı canlılar varsa eğer, bunlar şimdiye kadar üstte bahsi geçen Tip 1-2-3 gezegenlerden birisi olmuş olmalıydı. İşte, bu kadar gelişmiş olan medeniyetlerden herhangi birinin bile yolladığımız sinyalleri duymaması ya da cevap vermemesi bilim adamlarını Büyük Filtre teorisini ortaya atmaya mecbur bıraktı.

Büyük filtre teorisine göre medeniyetler büyüdükçe önlerine çeşitli engeller çıkıyor. Bu engeller ne bilmiyoruz veya ne zaman olacak bilmiyoruz. Ama bir kaç bilim adamı tarafından çeşitli fikirler öne sürülüyor

 

Bizim engellerimiz neler olabilir?

1- Çeşitli Dünya Savaşları 

İnsanlığın ilk doğuş hikayelerinde her zaman Adem'in oğullarından birinin diğerini öldürdüğünden bahsedilir. İnsanlığın 50 Bin yıldır dünyada olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulan bilimsel bir kanıt. Yani şöyle bir düşünelim 50 bin yıl önce dünyada çok çok az sayıda insan varken biz birbimizi öldürüyorduk. Dini açıdan bakmadan konuşursak teknolojik aletlerimiz yoktu, tarım yapmıyor ve hayvan evcilleştirmeyi bilmiyorduk. Aradan 50 bin yıl geçti ama değişen şey pek fazla değildi. Edindiğimiz teknoloji yükseldi ama bu bize bilgelik katmadı. Aksine birbirimizi daha iyi öldürmenin yollarını bulmamızı sağladı.

Eğer üçüncü dünya savaşı çıkarsa bi kaç milyon kişinin öleceğini öngörmek çok da zor değil. 

2- Salgın Hastalıklar

Bu çok ihtimal vermediğim bir durum. Biliminsanlarına göre insanlar sürekli en ufak bir hastalıga bile ilaç kullanmaya başladığı için hastalıklara karşı doğal direncini kaybetmeye başladı. Bu da demek oluyor ki gelecekte aniden çıkan bir virüs insanlığa ciddi bir zarar verebilir.

3- Aşırı Nüfus Artışı ve Kaynak Azalışı

Kabul edelim genel olarak hazıra konmayı seven bir canlıyız. Çoğunlukla bugünü düşünür yarını unuturuz. Örneğin bugün elimizdeki ormanları çok görüp keseriz ama yarın bitecekler diye orman ekimlerine gereken önemi vermeyiz. Veya köyden şehre göçler eder üretmek yerine yemeyi seçeriz. Hatta bununla da yetinmeyip köylü diyip insanları ezeriz. Halbuki evimizdeki tüm yiyecekler bir kaç köyden toplanılan ürünlerden ibaret.

Peki ya köylü olmamanın bu kadar moda olduğu bir yüzyıl daha yaşar ve çoğalırsak sofraya koyacak yemeğimiz olur mu?

4- Kirlilik

Toprak, oluşması en uzun zaman alan kaynağımızdır. Halbuki aramızda toprağın oluşan bi kaynak olduğunu bile bilmeyenler vardır. Bize göre toprak hep oradaydı sonuçta.

Ana kayanın fiziksel ve kimyasal çözünmelerden geçmesi ardından kısa bir süre (yüzlerce yıl) geçmesiyle toprak oluşuyor. Ancak toprak oluşumu bu kadar uzun sürerken biz ormana attığımız poşetler çöpler sigara izmaritleri gibi tonlarca çöple topraklarımızı kirletiyor ve üzerinde bitki yetişmeyecek hale getiriyoruz. Kendi ellerimizde toprağı öldürüyoruz yani.

Senin 5 dakikanı bile almayacak çöp toplama faaliyetin yüzlerce yılda oluşmuş olan bi toprağın canlı kalmasında etkili olabilir yani. Çevre bilinci lütfen


5- Meteorlar

Bu ise insanlığın ve olası diğer canlıların ortak filtrelerinden, dinozorlar gibi yok olabiliriz. Üzerimize gelen yeterince büyük bi meteor insanlıgı ve dünya üzerindeki hayvanların yüzde 90'ını yok edebilir. Hatta hiç orman da kalmayabilir. Ama üzülmeyin bir kaç bin yıl sonra tekrar ormanlar ve bitki örtüleri oluşacaktır. Çoğu böcek tekrar ortaya çıkacak ve balıklar hiçbir şey olmamış gibi yasayacaktır. Ve eğer evrim gerçekse yine bi kaç yüz bin yıl sonra akıllı canlı yaşamı dünyayı tekrar saracaktır.

Evrim yoksa merhaba azrail

6- İklim değişimi

Bunu daha açıklamaya gerek yok herhalde. Şuanki iklim değişimi bile su seviyelerini değiştirdi, ileride daha da ısınan dünya ve eriyen buzlar sayesinde çoğu deniz kenti sular altında kalacak. Hatta yanlış hatırlamıyorsam Hollandanın tamamı tehlike altındaydı. Türkiyenin bi yarım ada olduğunu da unutmayalım. Bir sürü denize kıyısı olan şehrimiz var.

Aman ha büyük istanbul depremini beklerken sular altında kalmayalım sonra

7- Bilinmeyen bir sebep

Bu son filtre ise biliminsanlarının ve bilimkurgu severlerin ek olarak sunduğu bir filtre. Bu filtreye göre gezegensel ve toplumsal filtrelerden ayrı olarak uzayda gelişmekte olan diğer gezegenlerin bizi yok edebileceği öne sürülüyor.

Bunu şöyle örneklendirmisler: ağaçlar sincapların evi, ancak biz ağaçları keserken sincapların nerede yaşayacağını umursamıyoruz öyle değil mi?

Bilim insanları uzaydaki çok gelişmiş bir topluluk da kaynak ihtiyacını karşılamak için dünyaya gelirse onların umrunda olmayacağımızı düşünüyorlar. Belki ilk geldiklerinde sincapların ne kadar tatlı ve narin yaratıklar olduklarını düşünebilirler tabi ama bu onları durdurmayacaktır.



Son olarak bu yazıyı yazarken nesnel olmaya çalıştım. Uzaylılara inanıyor muyum? Eh belki biraz ama tip 3 gibi bi topluluğun olduğunu zannetmiyorum. Ya da tip 2. Ama uzayda hayvansal faaliyetleri olan çeşitli organizmalar olduğuna inanıyorum. Ya da bitki gibi kendi halinde takılan canlılar.  

Her neyse bu benim düşüncemdi sizin düşüncelerinizi duymayı da isterim.

Eğer blogumu beğendiyseniz sağ alttaki çan şekline tıklayarak abone olabilir ve yeni yazılar hakkında bildirim alabilirsinizzz

Kendinize cici bakın <3

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Büyük Filtre Teorisi Bölüm 1: Herkes Nerede?

Hiç yorum yok


Dünyadaki yaşamı seviyor musunuz? Peki size bir yerden sonra insanoğlunu bir şeyin öldüreceğini söylesem? Evet, bilim insanları bir olay yüzünden türümüzün tamamen yok olacağını düşünüyorlar. Nasıl olacak bilinmiyor. Ne zaman olacak bilinmiyor. Neden olacak bilinmiyor. En kötü ve korkutucu kısmı ise kesinlikle olacak mı yoksa olmayacak mı o da bilinmiyor.

Bugünkü yazımda iki bölümlük bir teoriyi anlatmak istiyorum.

9 Temmuz 2017 Pazar

Agasal #3: Şu Sıralar

5 yorum


Merhaba arkadaşlar, yaz gelmesiyle beraber blogu pek güncelleyemedim. Öncelikle hepinizden çok çok özür dilemiyorum çünkü kimse "Öldün mü kaldın mı neredesin?" diye sormadı bile. Bu muydu aga'ya vefa yani yazıklar olsun. Aklıma yazacak konu gelmediği için Agasal yazıp şu sıralar hayat akışımı anlatayım dedim.

En son Agasal'ımı LYS öncesinde yazmıştım (44 gün olmuş peheyt) o yüzden ilk olarak sınavdan bahsedeyim. LYS'ye girmeden önce epey bir rahattım, sınava da kendimi yeterince geliştirdiğime inanarak girdim. Kaldı ki bu dönemin başında 80 Soruda 48 Doğru yapan biri olan Aganız dönem bitimde 80 soruda 77 Doğru yapmaya başlamıştı. Ama sınavda ne oldu ne bittiyse çok aşırı heyecanlandım. Daha sonuçlar açıklanmadı diye moralimi bozmuyorum ama inşallah bu heyecandan dolayı çok salakça yanlışlar yapmamışımdır. (2 gün sonra açıklanacak hadi bakalım)

Sınav sonrası sorulara baktığımda sanırım 68 net gibi bir sonuç çıkıyor ve bu Ege Üniversitesine yeterli. (440 puan gibi)

 Ama Ege Üniversitesine gitmeli miyim ondan da pek emin değilim, çünkü kalacağım yazlık kampüsten 2 saatlik bi uzaklıkta. Öğrendiğim bilgilere göre Ege'de dersler her sabah 8 de başlıyormuş. Yani her sabah saat 5 gibi uyanıp 6'da yola koyulmam gerekecek. Bu da dört sene boyunca çekilecek çile mi diye düşünmüyor değilim. Öte yandan İstanbul'da kalsam güzel bi üniversiteye gitmek için yine 2 saate yakın bi yol almak zorunda kalıcam, yani pek bir şey değişmiyor gibi.

Kafa kurcalayan binbir şeyden bir tanesi bu mesela. Eğer devlet yurdunda kalırsam 200 lira kadar vermem gerekecek her ay. Çok yüksek değil ama ailemden para alamayacağımı düşünüyorum o yüzden yüksek :d

KYK bursuna başvururum, (450 Tl gibi geri ödemeli bursları var) belki ek olarak başka yerden de burs bulurum ama emin değilim sanki gereksiz yere kendimi zorlayacakmış gibi hissediyorum. Sonuçta aynı bursları evdeyken de alabilirim. Her neyse yavv

Üniversite kısmını geçersek başka ne gibi şeyler oluyor hayatımda biliyor musunuz? Hiçbir şey. Temmuza geldik ama ben daha denize bile girmedim. Orada her gün penceremden gördüğüm bi deniz var ama dokunamıyorum, giremiyorum.. Nasıl koyuyor anlayabiliyor musunuz?

Bu hafta içerisinde acilen bi yirmağa falan düşmem lazım, artık atar damarlarımdan fokur fokur ses gelmeye başladı.

Bu yazıyı yazmamın tek sebebi uzun zamandır yazı yazmıyor olmam. O yüzden ufak bi güncelleme yapıp kapatıyorum. Son olarak söylemem gerekiyor; benim için bu ay, aylardan "Dün yediğim hurmalar yarın götünü tırmalar" ayı. İki üç ay önce ettiğim haltlar şuan bi yerlerden çıkıp hello motherfucker demeye başladı. Sonumuz hayrolsun arkadaşlar sonra görüşürüz.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Vahşi Doğada Nasıl Hayatta Kalınır

Hiç yorum yok

Issız bir adaya düşseydiniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu? Neredeyse hepimiz hayatımızın belli bir kısmında bu soruya maruz kalmışızdır. Hatta pek çoğumuz bu soruyu eğlencesine başkalarına sormuşuzdur. Evet ıssız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız herhangi üç şeyin adadaki hayatınızı çok daha kolaylaştıracağı tartışılmaz bir durum. Peki ya yanınıza üç şey alma fırsatınız olmazsa? 3 şey olmadan vahşi doğada ya da ıssız bir adada hayatta kalabilir misiniz?

Birkaç yabancı kaynaktan öğrenip derlediğim bu yazıda nasıl sörvayvır olabileceğinizi anlatmaya çalışacağım. Hazırsanız başlayalım.

İlk adım: Hipotermi'den Kaçınmak

Nature-Mentor isimli siteye göre doğada yaşanan ölümlerin çoğusu açlıktan veya susuzluktan değil de hipotermiden kaynaklanıyormuş. Peki ne bu hipotermi? Hipotermi vücut sıcaklığının aşırı düşmesi sonucu havale geçirmek veya ateşinizin çıkmasına deniliyor. 37 derecelik normal sicaklığın 35 derece ve altına düşmesiyle başlayan hipotermi çoğu zaman rüzgara yağmura veya kara maruz kalmaktan ötürü ortaya çıkıyor. Yani ilk yapmanız gereken şey kendinize bir barınak yapmak. 

Barınak yaparken dikkat etmeniz gereken şeylerden en önemlisi nasıl olsa yarın medeniyeti bulurum mantığıyla baştan savurup yıkılabilecek bir yer yapmamanız gerektiğidir. Gece yatarken üzerinize düşmesini istemezsiniz herhalde. Öleceğinizden değil de gece gece karanlıkta bir daha uğraşmak zorunda kalırsınız.


Barınak yapmak için ihtiyacınız olan şeyler çok basit. Aynı boyda düzgün iki-üç parmak kalınlığında çubuklar, lifli otları bağlayarak oluşturabileceğiniz ilkel ip, ve yaprakları olan dallar.. İlk olarak kendinize böcekli ve pis olmayan bir ağaç bulmak. Mümkünse bu alanı iyice temizledikten sonra düzgün çubukları ağacın etrafına çadır gibi dizin. Daha sonra yapraklı dallarla üzerini kapatıp en son olarak da sulak bir yerdeyseniz çamurla yaprakları yapıştırabilirsiniz. Çamur kuruduktan sonra içerisi geceleri güzelce yalıtılmış olacaktır. 

Eğer bu türden bir barınağın size çok uğraş vereceğini düşünüyorsanız daha basitini şu şekilde yapabilirsiniz. 

Ancak benim anlam veremediğim bir konu şu ki, eğer kesilmiş bir ağaç bulduysanız muhtemelen 500 metre civarında bir yol vardır. Yani bu durum vahşi doğada hayatta kalmaktan ziyade daha çok kamp kurmaya benzer. Ama kim bilir belki ailenizle pikniğe gidince canınız sıkılır yapmak istersiniz diye paylaşayım istedim, şahsen ben yapmak isterdim basit duruyor. :dd

Ek bilgi: Eğer burası çok dar diyorsanız toprağı kazabilirsiniz ama ne gereği var bilader solucan molucan çıkar

Barınağınızı erkenden yaptınız böylece gece soğuktan ölmeyeceğinizi ve dımdızlak ortada kalmayacağınızı garantilediniz. Şimdi sıra ateş yakmakta.

Doğada ateş nasıl yakılır? Bu sorunun cevabı çok değişik şekillerde olabilir. Art of manliness yani erkeklik sanatı isimli site sayesinde çikolata ve kola tenekesi kullanılarak bile ateş yakılabileceğini öğrendim. İşte size bir kaç taktik.

En geleneksel olanı bir çıtayı başka bir oduna sürterek tutuşturma yöntemidir. Baya zor bir yöntem olmasına rağmen gerçekten işe yarar. Eğer güneş yoksa sanıyorum ki ateş yakmak için bundan başka çareniz yok. Ama eğer güneş varsa çok daha kolayca ateş yakabilirsiniz. 

Eğer yanınızda metal kola kutusu ve çikolata varsa çikolatayı tenekenin altına sürtmeyi deneyin. Böylelikle tenekenin hafif iç-bükeyliğini de kullanarak aynamsı bir yüzey elde edeceksiniz. Daha sonra yapmanız gereken bir ayna veya camla güneşi tenekeye, tenekeyi de çalı çırpıya doğrultmak. Ateş bi kaç dakika sonra yanacaktır. Ancak ortamın çok rüzgarlı olmaması ve ısıttığınız yüzeyin soğumaması gerekiyor tabi ki.

Eğer güneş tam tepede ise büyüteç kullanılarak ateş yakabilirsiniz. Doğada mahsur kalmışız büyüteci nerden bulalım dediğinizi duyar gibiyim ama büyütecinizin olmasına gerek yok. Kendiniz de yapabilirsiniz. Cam şişe, pet şişe, saydam poşet, ayıptır söylemesi kondom ve benzeri şeylerden birini az miktarda da olsa suyla doldursanız büyüteç işlevi görecektir. Tek ihtiyacınız kolay yanan çıra benzeri odunlar ve sabır.

İhtiyacınız olur diye ek bir bilgi vermek istiyorum. Eğer batarya/pil ile çelik yünü sürterseniz alevlenecektir. Veya çelik yünü sirke dolu bir kavanoza koyarsanız kavanoz ısınacaktır. Tabi doğada kaybolan insanda çelik yün ne arar bilemiyorum ama genel kültür olsun kamp kurmak isterseniz yanınızda götürürsünüz belki.

Soğuktan korunma işlevinizi hallettiniz. Barınak ve ateşiniz var. Sıradaki hayati ihtiyacınız su bulmak. Su bulmak en az ateş yakmak kadar zor olacaktır. Çadır bölgenizin yakınlarından ayrılıp epeyce etrafı taramanız gerekecek ve çok düşük bir ihtimal de olsa akarsu bulacaksınız.. Ancak bu akarsudan çok fazla su içerseniz muhtemelen karın ağrısı ateş yükselmesi gibi bir çok yan etkisi olacaktır. Nedenini tam olarak anlamadım ama bakteriler veya virüslerden kaynaklıdır. Hem sonuçta orman burası kurbağa falan yüzüyordur o suda. 

İçmeyin anam

Su aramaya çalışmaktan ziyade toprağa yağmur suyunu depolayacak bir çukur açmanız sizin için daha faydalı olacaktır. Yağmur yağsa da yağmasa da suya ihtiyacınız olacak ve su kaynağı arayacaksınız. Bu kaçınılmaz. Ama bir ihtimal siz su kaynağı arıyorken yağmur yağarsa en azından çukurunuz dolar. Tabi bu çukuru sadece kazar ve başka bir şey yapmazsanız çamur içersiniz -ki tavsiye etmem ama saygı duyarım- yapmanız gereken çukuru tamamladıktan sonra içini yapraklarla ve taşlarla topraktan olabildiğince ayırmak. Böylelikle su dolduğunda on dakikalık dinlenmeye bırakmanız suyun temizlenmesini sağlayacaktır. İster elinizdeki şişeyi doldurun ister avucunuzla için, artık suyunuz var. 
water collector survival ile ilgili görsel sonucu

Peki yağmur yağmazsa ne yapmalı? Bir çukur kazın, içine bitkiler ekleyin ve bir de kavanoz veya su kovası koyun ardından şekildeki gibi poşet veya herhangi bir jelatin maddeyi çukura yerleştirin. Yoğunlaşan suyu bardağınıza doldurmanın çok kolay ve etkileyici bir yolu.

Ya da eğer dağlık bir yerdeyseniz size tavsiyem zirveye doğru çıkmanız böylece karların erimeye başladığı ve suyun cılız da olsa aktığı noktalar aramanız yönünde. Eğer öyle bir ihtimal de yoksa vejetaryen beslenerek ilk bir kaç gün idare etmeniz ve -maalesef- idrarınızı cam bir kavanozda ağzı açık bir şekilde biriktirmeniz gerekiyor.

Tıp okuyan bir arkadaşımın da zamanında zamanında dediği bir şey var. İdrar insana zararlı değil ve zor durumda kalınırsa içilebilir bir sıvı. Hatta bazı bilim insanlarına göre şifalı bile olabilirmiş. İdrar içmenin tavsiye edilen şekli 3 gün şeker tuz et yağ gibi hayvansal ürünlerin yenilmediği ve sadece vejetaryen beslenmenin yapıldığı bir süre sonrası şeklindeymiş. Böyle bir beslenme sonucunda idrar su gibi berrak ve temiz olurmuş. Önemli bir nokta da idrarın başı ve son damlaları değil de ortası içilmeliymiş.

Konuyu izninizle değiştiriyorum. Meyve ağaçları da su kaynağı olarak kullanılabilir tabi ki. En olmadı çok çok susuz kalırsanız avlanıp avınızın -ölmeyeceğiniz kadar çok da değil abartmayın- kanını içmek gibi bir sapkınlıkta bulunabilirsiniz. Her neyse suyunuzu zor da olsa karşıladınız.

Tebrikler artık bir iki hafta boyunca hayatta kalabilecek kadar şeye sahipsiniz. İnsanlar yemek yemeden birkaç hafta dayanabilir. Isı, barınak ve sudan sonra tek ihtiyacınız yiyecek bulmak olacaktır. Bunun için size bir kaç tuzak kurmanızı öneririm. tabii size tutup geyik avlayın demiyorum açlık oyunlarında değiliz ama şansınız varsa sincap, tavşan, kuş gibi yenilebilir ve az iğrenç olan hayvanlar yakalayabilir böylelikle protein kazanabilirsiniz.

Tabi avlanabilmeniz oldukça düşük bir ihtimal. Ama tuzak kurmakta fayda var. Bunlar faydalı olabilecek tuzaklardan birkaçı. 


traps for animals survival ile ilgili görsel sonucu


Bunlarla uğraşmak yerine ipiniz varsa ok yapmanızı tavsiye ederim, en azından kuş avlarsınız belki.

Bunlar dışında yemek ihtiyacınızı yenilebilir otlardan karşılamanızı ve meyve ağaçları aramanızı tavsiye ederim. Eğer büyük zararsız bir hayvan görürseniz onu takip edebilir ve yediği otları içtiği su kaynağını vs öğrenebilirsiniz. Ayriyeten telefonunuz varsa internetten bulunduğunuz şehirde yenilebilen otları öğrenebilirsiniz.

Pekala her şeyiniz var kuru ve sıcaksınız. Belli bi müddet yetecek kadar suyunuz var, karnınız çok aç da olsa bir iki gün dayanabilecek kadar toksunuz. Bulunmak istiyorsunuz. Yapmanız gereken ateş yakmak ve ateşe yeşil odun atmanız. Yeşil odun -diğer bir deyişle yaş odun- çok duman çıkartır. Duman ise insanları yangın alarmına sokar ve bulunmanız kolaylaşır.

Bazı sorular ve cevapları (hoşuma gitti diye direk çeviriyorum)

Eğer yiyecek hiçbir şey bulamazsam ne yemeliyim?
Böcekler protein açısından zengindir (dinen caiz) Yenildiklerinde bünyeye çoğu zaman zarar vermezler.

Eğer ağaçlardan ve ormandan uzaksam nasıl sığınak yapabilirim?
Delik kaz ve içine gir, eğer gücün delik kazmaya yetmiyorsa sığabileceğin kadar derinlikte bir çukura girip üzerini toprakla kapayabilirsin. Bu seni soğuktan koruyacaktır.

Can sıkıntısında nasıl eğlenebilirim?
Küçük hayvanları sessizce takip etmeyi dene. Bu avlanırken sessiz olmanı da geliştirecektir. Eğer istersen kendi kendine konuşabilirsin de.

Sineklerden nasıl korunabilirim?
Yüzüne ve vücuduna çamur sürebilirsin.


Kaynaklar: 

Evet agalar böyle de bir yazının sonuna geldik. Ben araştırırken eğlendim umarım siz de okurken eğlenmişsinizdir. Önümüzdeki yazılarda görüşmek üzere. Eğer blogu beğendiyseniz sağ alttan bildirim alabilirsiniz. Yeni yazılar oldukça size haber vermeye çalışırım böylece.

Ha bir de yorum bırakmayı unutmayın.. Görüşmek üzere <3

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Herkesin Yapabileceği 12 Algı Yönetim Tekniği

10 yorum

Merhaba Agalarım. Televizyon ve reklamların kullanımındaki artışla insanlar bilinçaltının ne kadar kolay kandırılabildiğini keşfettiler. Beynin bilinçli olmadan bir şeyi yaptırılmasına algı yönetimi diyoruz. Peki algı yönetimi sadece televizyon ve reklamlar aracılığıyla mı yapılır? Tabi ki hayır. Hipnoz da bir çeşit algı yönetimidir.

Peki ya size evde kendi kendinize algı yönetme antrenmanları yapabileceğinizi söylersem ne derdiniz? Evet bu yazımda size hepinizin yapabileceği basit algı yönetim teknikleri vericem. Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın çünkü uçağımız kalkıyor.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Öneri Dolu Bir Yazı: Melike Nur

Hiç yorum yok

Bu yazı Melike Nur isimli arkadaş tarafından yazılmış bir misafir yazıdır.

Selam agalar, adım Melike Nur. Bugün bu yazıda sizlere fıstığı bol leblebisi az ortaya karışık öneriler falan yazmayı planlıyorum. Eğer canınız sıkılıyorsa okuyun derim yapacak bir şeyler bulursunuz en azından. Belki bu yazı sayesinde tanışır kaynaşırız. Can sıkıntısına iyi gelen şeyler konulu bu yazıyı beğenirseniz alt tarafta yorum bırakmayı unutmayın. İyi okumalar..

22 Mayıs 2017 Pazartesi

AgalarSokakta #2: Akfırat Ormanı

4 yorum
Akfırat Kamp Alanı

Merhaba Agalarım, bugün Agalarsokakta serisine ikinci bir bölüm yazmak istedim. Bu sene okulumuz YGS ve LYS'den önce piknik tarzı etkinlikler yapmaya başladı. YGS'den önce okul bahçesinde sucuk kızartmış ve tüm on ikinci sınıflar olarak sucuk-ekmek yemiştik. LYS sınavına yaklaşık 20 gün kalmasıyla beraber de gerçek bir piknik için ormana gitme kararı aldık. 

Gittiğimiz orman ilk başta Akfırat denen yerdi. Tam olarak Akfırat ormanı denilmiyor, sanırım sosyal tesis gibi bir şey diyorlardı ama biz Akfırat ormanı diyelim. Akfırat'a geldiğimizde gerçekten çok güzel bi kamp alanı olduğunu gördüm; tahtadan evler, koşuşturan çocuklarla dolu bir yerdi. Ancak içeri girmemize izin vermediler. Sanırım kızlı erkekli olarak girilmesi yasakmış. 

ne alaka




Bu yüzden biz de başka bir ormana gitme kararı aldık. Bu yüzden okulumun yönetimini kın kın kınıyorum çünkü Akfırat çok tatlı bir yerdi. 

İkinci gittiğimiz ormanın adını bilmiyorum ama öyle zannediyorum ki Ballı Kayalar Tabiat Parkı veya Saadettin Odabaşı Şenlik ve Piknik Alanı olabilir. Buraya geldiğimizde yaptığımız ilk iş masa toplamak oldu. 

Masaları uzunca bir şekilde birleştirdikten sonra bir adet hocamız mangala girişti, keşke girişmeseydi... 

Üzgünüm hocam ama tuzsuz acısız tam pişmemiş bir mangaldı, zaten YGS zamanında sucuğu da pişirememiştiniz. Sizin mangalla oynamanız insanlık namına yasaklanmalı.

Hocalar mangalı yapmaya çalışırken biz de ormana yayılıp keşif yapmaya başladık. Ormanlar gerçekten çok güzel alanlar. Hele ki piknik alanı olarak kullanılmayan uzun otlu, çiçekli ve ağaçlı yerler daha da güzel.






Bu görüntü de o dediğim uzun otlu ve piknik alanı olarak kullanılmayan yerlere doğru giderken çektiğim bir görüntü. Ahmet'le Ormanın derinliklerine girme kararı aldık. Ya da ben aldım ama Ahmet mecburiyetten kabul etti de diyebiliriz.

Piknik alanından yaklaşık 500 metre falan uzaklaşmışızdır herhalde aşağıya doğru indik indik indik ve en sonunda Ahmetin ayağını bastığı yerden kurbağa zıpladı. 

Hayatımda en çok iğrendiğim hayvan kurbağa ya gerçekten kurbağalar ölsün

Kurbağa Ahmet'in ayağının oralardan zıplayınca tabi benim elim ayağım boşaldı bağırdım köpek diye. 

EVET DOĞRU DUYDUNUZ KURBAĞA GÖRÜP KÖPEK DİYE BAĞIRDIM...

biz de böyle bir delikanlıyız 



Gezinin en sevdiğim kısmı 10TL 'ye at bindiren ablayı 5TL'ye ikna etmem oldu. Dedim ki bak bak iyi dinleyin,  "Abla" dedim "Merhaba ben diyorum ki at böyle boş boş beklemesin 10 liraya binmem ama 5 lira vereyim yine atı yürüt ama üzerinde ben olayım kısa günün karı nasıl fikir?"

 Kadında dedi tamam hadi bin

bindim xd

Pazarlık yapmayı çok seviyorum. Genelde kitap alırken pazarlık yapıyorum. Mesela 20 liralık bir kitabı 12 liraya indirdiğimi hatırlarım. Bu yaklaşık yüzde 40lık bir indirim demektir arkadaşlar boru değil.

Taktik vereyim bakın şimdi önce diyorsunuz ki "Abi bu kaç para" cevabı duyduktan sonra cüzdana bakıyor ve bi anlık kaçamak bakışla kapıya bakıyorsunuz.  Esnaflar bunu hemen anlar demek ki paranız yok, diyin ki "Bana da mı X lira :dd" O da gülüp sana şu kadar olsun der.

Yüzde 90 bu olay böyle olur sahaflarda falan. 

Ama D&R mağazalarına sökmez bu taktik


Burada da düldülün üzerindeyken fotoğraf çekmeye çalışıyordum. Düldüle binerken şunu ögrendim ki kadın siftah yapmamış o gün, dedi ki gidince arkadaşlarına da söyle ata binme işini.

Ben de dedim ki "Abla söylerim ama bir şartla, yanımdaki arkadaşım beleş binecek bir tur olur mu?"

Abla yok evladım moduna girdiği anda Ahmet binmek istemiyorum demeye başladı, canı istemiyormuş.

Sanırsın her gün bahçelerinde at koşturuyor havaya bak




Gezi yapmaktan sıkılıp kamp alanına döndüğümüzde, gitmeden önce aldığımız kakaolu süt ile hocalardan çömdüğümüz kolayı karıştırıp ilginç bir deneye imza attık. 

İnanır mısınız kolalı-çikolatalı süt cidden lezzetli bir içecek oluyormuş ama çok içince tadı kötü geliyor uyarayım. Yarım bardak için yeter.

 Sevdiğimiz bir arkadaşımız buna 'arka bahçede bilim' demişti :d



Çicek florası harikaydı
 (flora = bir bölgenin içinde bulundurduğu bitki topluluğu)

Eğlenirken öğrenelim ☺☻



Ve bitirişi bu fotoğrafımla yapıyorum. Yeşili koruyun ormanları sevin. Ormana gittiğinizde çöpünüzü yerlere atmayın Ahmetle bi çöp konteynırını doldurduk resmen çöp toplayarak.

Bu da böyle bir yazı olsun, eğer sizinde eklemek istediğiniz bir şeyler varsa yorumlara yazabilirsiniz.

Eğer yeni yazılar olunca haberdar olmak istiyorsanız sağ alttaki kırmızı çan şekline tıklayarak bildirimleri açabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın görüşmek üzere

20 Mayıs 2017 Cumartesi

KUŞ BEYİNLİLİKTE BUGÜNKÜ KONUĞUMUZ: DİCLE GÜL

1 yorum

Bu yazı Dicle Gül tarafından yazılmış bir misafir yazıdır

---------------------------------§--------------------------------

    Herkese merhabalar. Bendeniz Dicle. Dicle Gül. Bütün arkadaşlarımın aradaki C harfi zor geldiğini düşündüklerinden olsa gerek bolca Dijle, Dijoo, Dico, Gossipgirl gibi adım dışında her bir haltı söylerler.( Gossipgirl demişken gıybet kazanı gibiyimdir, dedikodu konusunda üstüme tanımam, bir ara hatırlatın da fena bir dedikodu yapalım ya)

Bu arada bana Dijle denmesinden hayatta hiçbir şeyden nefret etmediğim kadar nefret ederim. Böyle diyenleri cidden gırtlaklayasım geliyor. Ama arkadaş değiller mi inadına inadına. Ha bir de karşıma geçip parmaklarını, boynunu kıtlatanlar var. Karşılarında şekilden şekle giriyorum. Hayatta hiçbir sesten bu kadar rahatsız olamam sanırım, ayşş bahsettim ya şimdi yine bir içim kötü oldu.


     Bugünlük misafir yazarım, sizlere bol atraksiyonlu anılarımı anlatacağım, ben onları yaşarken bolca ağladım, bolca kazık yedim, baya üzüldüm ama siz bol bol gülün, hiç bana içiniz acımasın çünkü ne geldiyse başıma benim kuş beyinliliğimden gelmiştir, o yüzden acımayın anam bana hiç, vur patlasın çal oynasın, hadi bakem.

Anılarıma geçmeden önce anlatacağım bir şey var : Nasıl buldum bu blogu, nasıl İkram’a bol ciddili, iş adamları havalarından mail yazdım, onları anlatmam lazım. Zaten böyle mailleri  Türkiye’de bir rahmetli Sakıp Sabancı amcamız, bir de ben yazarım. Eeee Sakıp Sabancı rahmetli olduğuna göre meydan da bana kaldı yani bir tek ben yazarım böyle (oh oh egomu da kastım). Şimdi İkram çıkıp beni rezil edebilir o mailin neresi ciddiliydi diye, haklı. Ciddili midilli değildi, ikinci mailden sonra özüme, kekoluğuma geri döndüm. Kuzu çevirmeler mi dersiniz, ne vereyim abime mi... Tamam daha fazla devam edip kendimi de sizi de zor duruma sokmayacağım. O yüzden baştan itiraf ettim en azından benden duydunuz, İşim İkram’a kalmadı.



 Şimdi reklam olur diye  hangi forum olduğunu söylemiycem, ya da aman bendeki de ne havasıysa artık, sanki Donanım Haber forumunda bizden alacağı reklama ihtiyacı vardı. Aman Dicleciğim yazısında bizden bahsetsin de, tıklanma rekorları alalım, sitemiz çöksün tıklanmadan diye bekliyorlardı.

Neyse,o kadar iğrenç bir websiteleri var ki bok gibi tam anlamıyla, üye olayım dedim yok bu sorun şu sorun derken sinirlerim bozuldu bir de ne göreyim google+'dan bir de Facebook'tan bağlanma da varmış. Tamam dedim şimdi olur. Yok öyle bok bir site ki ona da bağlanmadı, ben bağlanmaya çalıştıkça onlar aramızdaki bağları koparıp attılar, şerefsizlerrr.

(EDİT YAPIYORUM BEN İKRAM, DİCLE NAPIYON ADAMLAR DAVA AÇAÇAK )

 Neyse ben bağlanamadım, Agalara Geldik’in başlığına ben ilgileniyorum demem lazım yok anacım girmiyor lanet Donanım. Sonra Mecbur paşa paşa bloga girdim, ilkokul bebeleri gibi gittim bir tane yayının altına "Öğretmenim,öğretmenim ben donanım habere yazdığınız ilanla ilgileniyorum da acaba bana döner misiniz bu adresten dedim."

Allahım nasıl utandım ama, çocuk güzel güzel yazı yazmış  hem de altına hiç yorum yok, ben gelmişim abuk sabuk bir yorum yapmışım. Utanmam geçtikten sonra diyecem de zaten saniyenin onda biri bir süre sadece utandığım için çok da önemli değil yani. Sonra dedim bir siteyi iyice detaylıca inceleyeyim dedim. Hakkımızda diye bir bölüm vardı işte oraya bakayım dedim. Baktım bir de ne göreyim 2 adet isim: Elif, İkram.

Elif’e girdim önce baktım okudum işte sonra ne olduysa İkram’a bakamadım, içimden de geçiriyorum yav anası babası hiç mi düşünmedi ismini koyarken, bu çocukla ilerde çok dalga geçerler diye (İkram bunları yüzüne söyleyemediğim için özür diliyorum ama söyleseydim yazının heyecanı kaçardı)

(KIRILDIM ULAN ÇIT ULAN)

 Aaa bir de "Acaba bunun cinsiyeti kız mı erkek mi?" diye düşünüyorum. Yani anlayacağınız akşama kadar cinsiyetini öğrenemedim,

(BİRAZ DAHA ÇIT ULAN, NE DEMEK KIZ MI????)

(Halbuki tanışalım kısmında fotoğrafım vardı be)

İşte akşama doğru mail geldi, benim aklımda deli sorular aman tanrım cinsiyetine kafayı nasıl takmışım, sorucam sorucam ayıp olur mu diye düşünüp duruyorum. Hayır ne boka merak ediyorsun belki gay değil mi ya.

(AGA ÇATIRT ÇATIRTTT) paramparçayım

 Tövbe tövbe. Adı İkra olan iki arkadaşım vardı ,biri erkekti, biri kızdı o yüzden şüpheye düştüm. Sonra aklıma bir ilhamla blogdaki hakkımda kısmı geldi, gittim, baktım, ve öğrendim. Rahatladım yahu sonunda, şimdi karşında kiminle konuştuğunu da bilmeyince insan bir tuhaf oluyor ya sjsjsjsj.


Şimdi açıklama kısmını yaptığıma göre artık temel olaylara geçebilirim sanırım. Sizlere başıma gelen en kötü 2 olayı anlatacağım sizi çok boğmak istemem yoksa 10 tane falan anlatırdım



 YOLU KAYBETMEK 

(Başlık çok klasik gelebilir, hepimizin başına geldiği bir şeydir ama benimki klasiklerden biraz farklı)

Arkadaşımın adını vermeyeceğim, ona takma ad takacağım. Süslü.
 Güneşli bir çarşamba günüydü, terden saçlarım ıpıslak olmuştu, her insanın başına gelebileceği gibi bizim başımıza da geldi o merhum olay, lakin bizimki diğerlerinden farklıdır.

Bilkent'e yani Ankara'nın en elit, klas yerine gitmeye çalışırken..

 Ankarayı bilen bilir, Bilkent ilçesi zengin cicişlerin, playboyların gittiği bir yerdir, Bana da sayın Süslü gidelim diye ısrar etti "Dicleee hadi gidelim de 2-3 yakışıklı çocuk keselim, elit elit takılalım"  dedi. Biz de böylece gittik.

Kızılay'da meğer Bilkent İstasyonu'na direk giden dolmuş varmış bunu da geçen hafta gittiğimizde öğrenmiştik. Biz  iki yarım akıllı tabi geçen hafta hangi dolmuşa bindiğimize hiç dikkat etmemişiz, sora sora bindik. Bilkent'e gider mi, Bilkent İstasyonu'ndan geçer mi, diye soruyoruz.

Hiçbir dolmuşçu demedi bu gider diye, sonra bir dolmuşçu dedi ki Eryaman-Etimesgut'tan geçer dedi. (Allah o dolmuşçunun evine ateşler salsın emi sayesinde Bilkent diye nereye gittim bilmek istemezsiniz ama azıcık daha sabır.)

 Gittik bulduk işte Eryaman dolmuşunu, geçer mi dedik geçer dedi, binin. Bu arada dolmuş sayısı Sıhhıye' de hiç de az değil 1 km boyunca dolmuş var ya. İşte bindik gidiyoruz ilk 10-15 dakika doğru yoldan gittik, ben dedim en iyisi navigasyondan da takip edeyim, en azından nerede ineceğimizi  bilirim.

Takip ediyorum başlarda doğru yoldan gidiyoruz işte sonra dönmesi gereken yerden dönmedi, gaza bastı, Git Allah Git, son hız otoyoldan devam ediyor dolmuşçu, yavaş yavaş Ankara'dan da çıkıyor gibi. Bilkent de ağaçlık, ormanlık bir arazidir, şehrin dışı gibi. İşte diyorum ha geldik ha gelcez, ama yok anacım ortalarda ağaçtan, yoldan başka bir şey yok.

Binerken Süslü de sormuştu "Emin misin bu değil mi kesin?" diye, ben de "Tamamdır diyorum kesin bu, güven bana." Hay benim güven diyen dilim kopaydı emii.

Git git bitmedi, ben de diyorum içimden ha geldik ha gelicez, navigasyona bakıyorum her dakika hedeften daha uzaklaşıyoruz. Sonra arkadan bir amca dürtükledi, kızım siz Bilkent'te inmeyecek miydiniz diye, evet dedim, ne zaman geliriz? Biz orayı geçeli çok oldu dedi, bu dolmuş Bağlıca'ya oradan da Eryaman- SİNCAN'A gidecek dedi. Benim başımdan aşağı kaynar sular döküldü ardından da soğuk su döküldü.

SİNCAN.  Ankara'nın KEKO DOLU MAHALLESİ.

Süslü 'nün umurunda değil, ne olacak bir şey olmaz diyip diyor, kaybolduk, okuldan kaçtık, Sincan'a geldik, diyorum benim üzerimde mini etek var indiğim anda linç ederler kızım beni, kız bir şey olmaz diyor ya hala. Benim elim ayağım titriyor ama..

 İşte mecbur Sincan'ın girişine doğru geldik işte mecbur geri giden dolmuşlara binicez yani Sincan'dan gelen dolmuşlara.

İndik Süslü ile otoyolda işe çıkmış eskortlar gibi bekliyoruz, tövbe tövbe yaa sjsjjs. Sonunda dolmuş geldi. Aman Tanrım dolmuştakilerin bana bir bakışı var size anlatamam, linç etselerdi daha iyiydi, gözleriyle dövdüler resmen ya. Üzülerek söylüyorum ki bu konu gerçekten ülkemizde çok zayıf  her ne kadar Sincan da olsa Bodrum da olsa, İstanbul da olsa, Ankara da olsa ne yazık ki ülke olarak bu konuda çok zayıfız, kadınların yeterli hakları yok ve olanlar da yeteri kadar korunmuyor. Bu konuda blogumdaki yazımı (buraya tıklayarak) ziyaret edebilirsiniz.

  Nerede kalmıştık, beni gözleriyle dövdü insanlar resmen, dolmuşçunun bir bakışı var nasıl anlatayım size, yaşanır, anlatılmaz. Dolmuştaki amcaların, teyzelerin, tırreklerin bakışından bahsetmiyorum bile, gerisini siz düşünün artık. Neyse geri döndük ben kendimi otobüsten zor attım.

Sanıyorum ki Süslü de korkmuş olacak ki o da tavşan gibi hemencecik zıplayıverdi dolmuştan. Oradan indik bir daha git Bilkent'e. Ego ya bindik mecburen. Ama ben nasıl terlemişim, size anlatamam. Sanki başımdan birisi gelmiş su dökmüş o derece. 1,5 saatimiz geçti mi yollarda, üniversiteliler gitti mi, biz teyze ve dedelerle başbaşa kaldık mı? Oh oh günümüz boşa gitti mi, annem eve gidince ağzıma bir güzel sıçtı mı? Aynen öyle hepsi oldu.Bir gün artık daha ne kadar kötü geçebilir sorusuna 2 numara anımla devam ediyoruz.




PLATONİK AŞKIMIN BANA KUTUP AYISI DEMESİ
  
Birazcık kilolu olduğum doğrudur, ama şerefsiz Berkay'ın da bana kutup ayısı diyecek kadar değil. Bu şerefsizin adını vermezsem olmaz, küfür ediyorum diye kusura bakmayın ama Hak ediyor. Olay şu şekilde oldu.

Ben 8. sınıftayken okul değiştirip özel okula geçtim, ama o zamanlar 88 kiloydum. Biliyorum içinizden çüş, yuh, deve gibi laflar saydırıyor olabilirsiniz, ne yedin de öyle oldun, dev anası gibi iğrenç, gurur kırıcı şeyler söylüyorsunuz ki zaten ben de bunları vakti zamanında kendime çok söylemiştim. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu an 64 kiloyum yaklaşık olarak 25 kilo verdim anlayacağınız.

(Edit yine ben İkram, bir arkadaşım 107 kilodan 69'a falan düştü. Ne yedin de öyle kilo verdin dediğimde yemedim dedi. Bu da böyle bir anımdır)

 Ama bir sorun o kiloları neden aldın diye sınav yüzünden aldım canım ne yapayım, oturdum, yattım, kalktım, yemek yedim, ders çalıştım. Başka da bir bok yapmadım. Ama çalışmalarımın karşılığını da aldım. Ankara Fen Lisesi'ni kazandım sonuçta. Bana mutsuzluktan başka bir bok da getirmedi ya o da olsun. Bana ilk aşkımı getirdi sanırsam, ama tam emin de olamıyoyorum, belki de ergence bir şey ama güzel bir his onu yaşamak. 

Ben bu salağa baya takıktım. Ama var ya bu çocuk okulun en gevşek çocuğuydu. Hala daha öyledir muhtemelen. Ben şehir değiştirdiğim için bu olaydan sonra bir daha hiç yüz yüze gelmedik Allah'tan.

Facebook o zamanlar hala ünlüydü, işte oradan Ecrin Kaya adında bir hesap açtım. Ama neden Ecrin bir sorun bakalım. Çünkü uzun araştırmalarım sonucu ortaya çıkardım ki bu hayatta kız olarak değer verdiği tek insan kız kardeşiymiş de çok değerliymiş de falan da filan işte. Ben de dedim belki adı görürse biraz duygulanır neyin, işte hemencecik arkadaşlık isteğini kabul eder diye düşündüm.

Hay benim kafama kuşlar sıçsın emi. Arkadaşlık isteğini geri al, tekrar gönder, geri al tekrar gönder yapana kadar canım çıkmıştı artık. Berkay'ın namuslu olası tutmuş meğer. Tanımadığı insanları kabul etmemeye başlamış. Havana tüküreyim ben senin. İnşallah bir yerlerden bu satırları okursun da, hatta ve hatta nasıl kilo verdiğimi görürsün, nasıl güzelleştiğimi, nasıl başarılı olduğumu nasıl bir cevher, mükemmeliyet abidesi kaçırdığını görürsün de geberirsin, leşini yerden belediye işçileri bile toplamaya üşenir inşallah. AMİN.

Topluca amin deyin bakayım.

 Uzun uğraşlarım sonunda arkadaşlık isteğimi kabul etti işte. Ben hemen resimlerini filan beğendim. Sonra bu bana mesaj attı hayırdır, amacın ne gibisinden. Kaba şeref yoksunu zavallı, karşındaki bir kız meşe odunu değil

  Dedim ki biz buraya  Ankara'dan yeni taşındık, yeni arkadaş falan edinmek istiyorum, hiç kimseyi tanımıyorum, babam da çok kızgın bir insan bu konuştuklarımızı görürse çok kızar filan dedim. İyi banane sen bilirsin dedi. Öküz yav yemin ediyorum. Safkan öküz resmen. Yazışmalar silinmiş sanırım. Yoksa direk onları atacaktım agalar. Birkaç gün benim zorumla 1-2 dakika yazıştık ama zar zor. Merhaba, Nasılsın, Nasıl gidiyordan ileri geçemedik. Dedim ki en iyisi ben bu gizemi biraz bozayım.

Cuma günü mezuniyetimiz var, ben de orada olacağım ve sizin okuldan biri olarak ben de mezun olacağım dedim. Veee beklenen etkiyi verdi tabi ki. Çocuk şoka girdi. 1-2 dakika bir şey yazamadı. Ama benim de içim içimi yiyor, ya inanmadıysa diye. Sonra peki kimsin dedi. Ben de dedim ki eğer gerçekten söylemek isteseydim gerçek hesabımdan yazardım dedim. Bu sürekli zorlamaya başladı artık.

Nerdesin, hangi sınıftasın, söyle de bileyim, çok merak ettim falan. Tabi ki de mezuniyetten sonrasına kadar hiçbir şey söylemedim. Mezuniyetten sonra söyledim. Söylemez olaydım keşke. Benim dilimi eşşek arısı sokaydı, ellerim kırılaydı, felç olaydım da söylemeseydim. Çocuk internetten gülme krizine girdi ya resmen, 3 sayfa random attı.

3 SAYFA. 3 SAYFA RANDOMU PARDON DA BERKAYCIM NERENLE ATTIN. ŞEREFSİZ

 İşin kötüsü ben buna 2 gün önce sinirle, triple, küfürle karışık ilan-ı aşk etmiştim. Berkay da hiç oralı olmamıştı. Ben nasıl saydırıyorum ama, nasıl sövüyorum.  Berkay'ın eski sevgilisi Özge'nin memesinin resmini çekip attığına dair çeşitli rivayetlerden tutun da, mavi haplara kadar hakkında birçok dedikodu vardı. Bunları söyledim, bunlar az geldi bunlara bir de kurmaca rivayetler ekledim mi? Oh oh yeme de yanında yat. Saydır babam saydır. Sonunda ben sana neden bunları söylüyorum biliyor musun, çünkü sana aşığım dedim. Görüldü yaptı çıktı gööt herif. Sonra benim Dicle olduğumu öğrendi filan işte, kimseye söylememesi için yeminler ettirdim.

Sonra ne olduysa sinirlendim falan işte buna saydırmaya başladım, bir daha bana yazma, bitti gitti işte falan dedi ben dinler miyim hiç saydır Allah saydır. Susmazsan engel atıcam dedi. Ama ben, ben Dicle susar mı hiç, tabi ki de susmadım o da bana kutup ayısı, götü büyük, koca kafalı inek, çeşitli küfür ve hakaretler saydırdı. Bastım engeli buna her iki hesabımdan da. Bu çocukla evlerimiz de hemen yan yana ya, bir de en yakın arkadaşımın komşusu şeref yoksunu, haysiyetsiz.

Ben de her gün arkadaşımra giderim. O yaz boyunca herr günüm gerginlikle geçmiştir sanırım, bütün bir yaz boyunca onların siteye sadece 1 kere gittim, onda da az kaldı yakalanıyordum zaten. Hala nefret ederim pislikten. Muhtemelen o unutmuştur ama beni zaten. Amannn benden uzak Allah'a yakın olsun da başka bir şey istemiyorum. 

(Edit ben ikram, dayanamadım ama çocuk sana hakaret etmeden sen küfür etmişsin. Suç biraz da sende.. Üzgünüm) 

(yok kanka önce o bana baya ağır şeyler söyledi sonra ben sövdüm ama onları buraya yazamam çok ağırdı)

  Bugünlük bu kadar da agalar, hoşçakalın, esenlikle kalın.

DURUNN DAHA BLOGUMU TANITICAM.

 Blogumda her türlü konuda yazı yazıyorum, zaten kişisel bloggerım. Kafama esen her konuda yazıyorum. Bu bazen bilimsel olabiliyor, bazen aşk anılarım, bazen feminist yanım, bazense hüzünlü ponçik yanım hakkında olabiliyor. Eğer beni ve blogumu da merak ederseniz, buyurunuz hemen buraya tıklayarak geçebilirsiniz

---------------------------------§--------------------------------

Bu yazı Dicle tarafından yazılmış bir misafir yazıdır

16 Mayıs 2017 Salı

Sevgiliyle Yapılabilecek 23 Harika Aktivite

7 yorum

Evet Agalarım yaz tatiline çok az kalmasıyla beraber sevgililer telaş içerisine girmiş bulunmakta. Bunca boş zaman varken hep aynı şeyleri yapıp (sinemaya gidip) duran sevgililer için daha farklı aktiviteler topladım. Yalnızsanız üzülmeyin en iyi arkadaşınızı alıp yapabileceğiniz şeyler de mevcut :d

O zaman bakalım bu sevgiliyle yapılabilecek 23 faaliyet neymiş..

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Kitap Önerisi: Erebos Kitabı Konusu

4 yorum


Başlıkta Erebos kitabının konusu deyince çok ciddi oldu sanki ama böyle kalsın. Erebos'u bana Tumblr'dan bir arkadaşım yolladı. Kendisi Amasya'da yaşıyor ve hala konuşuyoruz. Erebos'la birlikte iki tane daha kitap yollamış sağ olsun. Onların da isimlerini vereyim, Kurucunun Kızı- Devrimin kızı.

30 Nisan 2017 Pazar

Agasal #2: Hayatım Çok Boş

8 yorum





















Merhaba agalarım. Agasal yazmayalı tam olarak  Geçenlerde instagram indirdim ve fark ettim ki insanlar hayatlarını yaşıyormuş. Ciddiyim birisi yüzme havuzunda birisi ormanda birisi denizde.. Bense aylardır evimde oturup ya ders çalışıyorum ya whatsapptayım ya da tumblrda kendi postlarımı rebloglayıp duruyorum. Ya her şeyden önce şuan öyle bi mevsimdeyiz ki İzmir'in dağlarında çiçekler açıyor aga. Ama benim adamakıllı gezip tozacağım bir arkadaşım bile yok.

29 Nisan 2017 Cumartesi

Kitap Önerisi #5: Her Gün - David Levithan

6 yorum
kitap, bookstagram, kitap önerisi
Merhaba Agalarım yazı yazmayalı kaç gün oldu. Yaklaşık 8 gün olmuş. Bu aralar pek yazamıyorum LYS dönemi malumunuz, çalışmam gerekiyor. Yoksa mezuna kalıp bi sene daha debelenmem gerekecek. Allahım düşman başına verme yarabbim ama şeye verebilirsin şu okuldaki beyinsizler var ya baş harfleri Y ve A ve Ö HE Bİ DE DİĞER Y'ye.

Günlük beddua seansımızı yaptıktan sonra asıl konuya geçiyorum.

Son zamanlarda John Green fetişi ile yaşıyorum. Kağıttan kentler, Alaskanın Peşinde isimli kitaplarını okudum -Alaskanın Peşinde daha bitmedi ama konumuz bu değil şşş- bir de Aynı Yıldızın Altında isimli filmi çok seviyordum ve öğrendim ki onu da John Green yazmış. Dayanamadım ve Tumblr'daki hesabımda John Green kitabı kabul edilir diye bir paylaşımda bulundum. Sağ olsun Beyza isimli arkadaş Aynı Yıldızın Altında'yı yolladı. Derken bir patlama oldu kitap yollamak isteyen beş kişi falan çıktı. Bazıları iki üç kitap birden yollamak istedi ben de yüzsüzümdür olur dedim. Böylelikle Havvanur isimli bir kankişim bu kitabı aldı. Kitabın genel bilgilendirmesini hemen yapıyorum.

21 Nisan 2017 Cuma

Ufku İki Katına Çıkaran Bilgiler

2 yorum












Merhaba agalarım. Geçen gün Quora adlı sitede çok güzel sorular gördüm. Bu site belli bi soruyu merak edenlerin yazıp cevap aldıkları bi forum. Ve maalesef İngilizce ve üye olmadan hiç bi bok yapılmıyor. Siteye öylesine giriyorsun ekrana bir şey çıkıyor diyor ki üye ol. Kapatmaya çalışıyorsun bi daha açılıyor falan baya salakça bir şey. Ben de çok severim böyle salakça şeyleri bi ara üye olmuşum. Hala gmail hesabıma sorulardan bi kaç tanesi geliyor işte "okumak ister misin aga?" diyerek. Bugünde müsaittim üç tane soruyu gördüm beğendim çevireyim dedim.  Hazırsanız başlayalım


16 Nisan 2017 Pazar

FARKLI BİR ŞEHİRDE ÜNİVERSİTE OKUMAK

4 yorum


Başlıktan da anlayacağınız gibi farklı bir şehirde üniversite okuma hakkında bi yazı yazmaya karar verdim. Seneye yüzde doksan ihtimalle İstanbuldan İzmire üniversite okumaya gidicem. Bu konu hakkında yani farklı bi şehirde üniversite okumanın zorlukları ve avantajları hakkında bi miktar araştırma yaptım ve bu yazıda hepsini topluyorum. Hepiniz hazırsanız yazımız başlasın.

Avantaj 1: Yeni bi hayatınız olacak

Orada oturanlar, yeni mahalleniz sizi tanımayacak, oradaki insanlar; sizi, adınızı sanınızı, nasıl biri olduğunuzu nelerden hoşlandığınızı bilmeyecekler. Yani dilerseniz hayatınızı sil baştan yaşayabileceksiniz. Dilerseniz saçınızı kazıtıp gezebilir küpe takabilirsiniz. Dilerseniz tarzınızı veya hoşlandığınız şeyleri en baştan değiştirebileceksiniz. Yani bembeyaz bi sayfayla hayata devam edebilir ve istediğiniz kişi olabilirsiniz.

Dezavantaj 1: Yaşam standartlarınız düşecek

Her ne kadar yepyeni bi hayata başlamış olsanız da bu yeni yaşamda her şey sizin üzerinize kalacak. Sabah kalktığınızda kahvaltı hazır olmayacak. Okuldan geldiğinizde hoşgeldin gel yemek hazır diyeniniz olmayacak. Yeri gelecek iki üç gün aynı yemeği yiyeceksiniz. Yeri gelecek yemek yapmaya üşenip hazır çorbayla besleneceksiniz. Siz evde yaşarken etraf dakika başı tozlanacak. Ya da sıkıntıdan kendinizi temizliğe vereceksiniz ve hiçbir yer hiçbir zaman tozlanmayacak. Ya odanız sürekli derli toplu olacak ya da sürekli bozuk olacak. Kaldı ki bu da biraz kişiliğinize bağlı değişiklik gösteren bir şey. 

Avantaj 2: Kurallarınız veya kısıtlamalarınız olmayacak

"Eve bu saatte mi gelinir?" "Saat kaç oldu yat artık" "Biraz da ders çalış hep laylaylom" gibi sözlerden ve kurallardan uzak, dilediğinizi yapabileceğiniz, kafa dinleyebileceğiniz bir evde yaşayacaksınız. İsterseniz gece 3'te yatabilecek ve saat 14te uyanabileceksiniz. Eğer isterseniz arkadaşlarınızla gece 12ye kadar dolaşıp eve saat 1de girebileceksiniz. Eğer isterseniz kimseden izin istemeden eve hiç gitmeyip başkasında sabahlayabileceksiniz. İsterseniz bir kütüphane kurup kendinizi oraya kapatabilirsiniz. İsterseniz evinizin bahçesinde tarım ve hayvancılık yapabileceksiniz. Ne de olsa artık yerleşik hayata geçtiniz. 

Dezavantaj 2: Yalnız olacaksınız

Her şeyden önce yalnız olmak en büyük sıkıntınız olacak. Maddi sıkıntı atlatılır, aç kalırsınız parasız kalırsınız ama yine de maddiyattan daha önemli olan sıkıntılarınız olacak. Ve bu sıkıntılardan en büyüğü yalnızlık hissi olacak. Bulunduğunuz ev size ait olmayacak. Bulunduğunuz mahalleye yabancı olacaksınız. Bulunduğunuz şehre ait hissetmeyeceksiniz. İlk fırsatta evinize geri dönmek isteyeceksiniz. Ailenizi -hiç özlemem deseniz bile- özleyeceksiniz. Bu ciddi manada kaçınılmaz bir şey. Gece koskoca evde yalnız uyumak herkesin yapabileceği bir şey değil. Hele ki üniversitede de yalnız hissedeceğiniz ilk dönemlerde hiç değil. Onun dışında bulunduğunuz şehirdeki kültüre adapte olamamanız da aynı şekilde sizi sıkıntıya sokacak bir başka durum. 

İstanbulun anadolu yakası gibi yüzde 60ı muhafazakar olan bi toplumdan İzmire gitmek baya kültür şoku yaşatacak gibi hissediyorum ancak buna da razıyım ulen

istanbul senin mq



Avantaj 3: Hayatı en iyi şekilde öğreneceksiniz

Farklı bi şehirde üniversite okumanın en güzel avantajı bence budur. Hayatı yerinde ögreneceksiniz. Çalışmanız gerekecek. Kazandığınız parayı gerekli şeylere harcamayı öğreneceksiniz. Ev geçindirmeyi öğrenecek ve birçok şeyin altından tek başına kalkacaksınız. Belki ilk günlerde bu size çok yorucu gelecek ama 4 sene sonra üniversite bittiğinde bambaşka bi insan olarak evinize döneceksiniz. 

Dezavantaj 3: İflahınızı şirinleyecekler

Tabi bunca şeyin altından tek başınıza kalkmak çok kolay bir şey olmayacak. Islahınızı elden geçirecekler. Nasıl mı? Para kazanmak en büyük sıkıntınız olacak. Mekanın sahibi sizin babanızın oğlu olmayacağından orada yaptığınız en ufak hatada ezilecek bağırılacak ama yine de sesinizi çıkaramayacaksınız. Dersler deseniz üniversite bu tamam basit güzel hoş ama bi o kadar da zor konularla devam edecek. Bi yandan işe çalışıp diğer yandan vizeler finaller derken ebenizi çok anımsayacaksınız.

 Avantaj 4: Yeni bi kültürle karşılaşacaksınız

Üniversiteyi farklı şehirde seçer seçmez bi yanlış mı yaptım acaba diye düşüneceksiniz. Ama iş işten geçmiş olacak. Memleketinizden ayrılıp farklı bi şehire adın attığınızda oraya adapte olma sürecine gireceksiniz. Tabi burada seçmek istediğiniz şehrin de büyük etkisi var. Istanbul gibi büyük bi şehirden bayburta üniversite okumaya gitmek pek de akıl kârı olmayacak bi davranış olur. Istabulun gürültüsü kalabalığı ve temposuna alışan birisi bayburtun sessizliği, kendi başınalığı ve sıradanlığı altında boğulabilir. Tabi burada bayburtu yermek gibi bi amaç gütmüyorum ama istanbullu birisi büyük şehirler harici şehirlerde kolay kolay duramaz demek istiyorum. Hayatınızın en güzel dönemini geçireceğiniz bu zamanları kültüre adapte olamayıp heba etmeyin 

Dezavantaj 4: Alışmanız zaman alacak

Herkes gibi sizinde alışmanız zor olacak ama iyi bi üniversiteye gittiyseniz sizinle aynı şehirden gelmiş insanlarla karşılaşmanız çok olası. Bu dezavantajı böyle yenebilirsiniz. Ama zaten eninde sonunda orada arkadaş edindikçe, orada düzeninizi kurdukça oraya bağlanacaksınızdır. 

Avantaj 5: Kendinizi keşfedeceksiniz

Yeni bi şehirde okumaya gidince bu şehrin çoğu yerini bilmeyeceğinizden evinizde ya da yurdunuzda oturacaksınız. Bir sürü boş vaktiniz olacak. Bu boş vaktinizi geçirdiğiniz her yeni aktiviteyle kendinizi daha çok tanıyacaksınız. Bi gün balık tutar bi gün koşu yaparsınız. Bi gün kitap okur başka bi gün film izlersiniz. Bunlar olurken nelerden hoşlandığınızı nelerden hoşlanmadığınızı daha büyük ölçüde farkedeceksiniz. 

Dezavantaj 5: Sıkılacaksınız 

Baya baya sıkılacaksınız, hiç samimi olduğunuz arkadaşınız olmayacak. En azından ilk sene için bu böyle. Yapılacak her şeyi yaptıktan sonra büyük bi boşluğa girip hayatı mı sorgularsınız yoksa gider uyur musunuz bilemem. Ama çok sıkılacaksınız cidden. Kendinize uğraş bulun. Kızlar çeyiz örsün erkekler tavla öğrensin. Yoksa bu okul bitmez

Başka avantaj veya dezavantaj gelmedi aklıma eğer sizin bi fikriniz varsa yorumlarda belirtebilirsiniz. Şahsen ben üniversiteyi şehirdışında okuma fikrini çok haklı buluyorum çünkü kendi evinizde ailenizle kalınca üniversite okumaktan çok lise 5. sınıf okuyor gibi oluyorsunuz. Ama farklı şehirde kendi ayaklarınız üzerinde durmayı öğrenirken aynı zamanda geleceğe antreman yapmış gibi olursunuz. Para yönetimi ev yönetimi sorumluluklar derken evlenince bazı şeylerin altından daha rahat kalkabilirsiniz.

Bu durum osmanlıdaki şehzadelerin sancağa çıkmalarına -küçük bölgeleri eğitim amaçlı yönetmelerine -benziyor da diyebiliriz. Evlenmeyi ülke yönetmeye benzetirsek siz de ülke yöneteceksiniz ileride, antremanlı olursunuz.




27 Mart 2017 Pazartesi

İçinde Yaşamak İsteyeceğiniz Türden Fotoğraflar

Hiç yorum yok

Hiç bi fotoğraf görüpte vaaay be ne güzel bi an keşke orda olsaydım dediniz mi? Ben demedim ama hissetmedim dersem yalan olur. Tumblr kullanıcıları bu anı çok yaşarlar. Buradaki  fotoğraflar da çoğunlukla tumblrdan alıntı. Isterseniz duvar kağıdı olarak da kullananabilirsiniz. 

24 Mart 2017 Cuma

Boş Zamanlarda Yapılabilecek 7 Boş Zaman Aktivitesi

1 yorum


Merhaba agalarım artık eski yazı türlerine benzer şeyler yazmaya başlayayım dedim. Aklıma gelen ilk konu da bu oldu. Benim genellikle pek boş zamanım olmuyor olunca da boş boş oturuyorum. Bünye alışık olmayınca tabi zor oluyor..

Mesela şuan boş vaktimdeyim diye bu yazıyı yazma kararı aldım. Blogum da olmasa iyice boş gezenin boş kalfası olacakmışım. İyi ki var canım blogum <3

Giriş kısmı yeterince uzun olduysa konuya dalabilirim. Bu giriş kısmını kısa tutunca kendimi kötü hissediyorum ya bodoslama dalmak gibi bi şey oluyo sanki. Bu arada bodoslama deyince aklıma çok rezil bi anım geldi ilerde anlatırım belki şuan o kadar öz güvenim yok. AGA KONUYU DAĞITMAK GİBİ OLACAK FARKINDAYIM AMA ÖZ GÜVEN NASIL AYRI YAZILIR YA

ABİ SEVENLERİ AYIRMAYIN BE

8 Mart 2017 Çarşamba

AgalarSokakta #1: Maltepe Sahil / İstanbul

Hiç yorum yok


Evet önceki yazıda bahsetmiştim böyle gittiğim gezdiğim yerleri falan fotoğraflayıp bunları da paylaşmak istiyorum burada diye. Bunları da  Tumblr taslaklarımdan bulup çektim. Burası Maltepe sahili. Maltepe sahiline çok sık gidiyorum böyle ayda iki üç kere falan hep giderim. Genelde tek başıma gidiyorum çünkü arkadaşım yok aflkjsnlak

7 Mart 2017 Salı

Agasal #1: Çok zor bi çocukluk atlattım

2 yorum

Bu fotoyu acayip beyendim bi ara kendime de yaparım dfklsdsf

Merhaba Agalar ahalisi ve agaistler. Biraz canım sıkıldı ve günlük gibi içimi dökebileceğim bi yer açma kararı aldım. Hani varya bizim blogta böyle replikler, öneriler, bilgiler gibisinden bölümler. Heh işte tam oraya iki yeni kategori açma kararı aldım. Birisi daha içimden geçenleri döktüğüm yazıları içeren bölüm diğerisi ise belgesel tarzı dalgasına yazılmış yazılar falan olsun istiyorum.

2 Mart 2017 Perşembe

Belgesel: Şerefsizler Kimdir ve Nerelerde Yaşarlar?

2 yorum


Agalarım agalarım herkes toplasın şerefsiz listesi buldum dedim ki kendi şerefsiz listemi açıklayayım. Herkes buradaysa belgeselimiz başlasın.

Kimdir bu şerefsizler, nerelerde yaşarlar. Çiftleşme mevsimleri ve av yasakları var mıdır? Şerefsizlerin zayıf oldukları yerler ve doğal hayatları nasıldır, habitatlarını yıkarsak nesilleri tükenir mi?

26 Şubat 2017 Pazar

En büyük hayallerim neler?

2 yorum


Agalara hoş geldiniz, hoş gelmek ayrı yazılır -eğlenirken öğrenelim xd-

Dedelerimizden nenelerimize kadar herkesin bildiği bi soru var. Seneler boyu nesilden nesile kafalarımızı kurcalayan belki de en önemli sorularımızdan birisi bu. Peki ne mi bu soru?

22 Şubat 2017 Çarşamba

Wattpad Kitabı Önerisi

4 yorum
Wattpad kitabı önerisi 

Arkadaşlar şu zamana kadar çok fazla yerdik wattpad kitaplarını ama bu yazıda çok güzel anlatımı olan bi kitaptan bahsedicem. Verdiğim ilk wattpad kitabı önerisi olacak bu. Belki ileride daha başka wattpad kitabı önerileri yapabilirim. (Parantez içinde bi açıklama yapayım, wattpad kitap önerisi diye yazılı yerleri siyahla yapıyom ki yazı google aramalarında üst sıralara çıksın ehehe kusura bakmayın verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür diliyoruz djrhjd. Bu arada bunu 25 martta editledim bakalım şuan ikinci sayfada bi kac hafta sonra belki birinci sayfaya yerleşir inş jdjd)

Neysem ne diyoduk yazarı çok sevdiğim bi arkadaşımın ikizi oluyo kendisiyle yeni tanıştık sayılır ama o da çok iyi 1 kişi hdjddf

20 Şubat 2017 Pazartesi

Lc Waikiki vs Koton Erkek Reyonu Yarışması

5 yorum


Merhaba Agalar,  bugün burada toplanmamızın sebebi blogger tarihinde ilk defa yapılmış olan bi yarışma. Sizler için yola koyuldum maltepe park alışveriş merkezine gittim. LC Waikiki ve Kotonun erkek reyonlarında beğendiğim güzel kıyafetleri seçtim. Bakalım hangisi daha güzel hangisi daha ucuz..

Pantolon bakamam yav pantolonları iğrenç ikisininde sadece üst bakıyom

İlk önce uyarımı yapiyim nolurrrrr tiple ilgili iyi/kötü yorum görmiyim tşkr ediyorum

Bu tarz benim (agalar edition) başlasın... (sanırsın açlık oyunlarını başlatıyom amqm)


18 Şubat 2017 Cumartesi

Hayat Dersi Ünite 1: Aga Tavsiyeleri

Hiç yorum yok


Niye böyle bi yazı yazma ihtiyacı duyuyorum bilmiyorum ama yazcam. Abiniz olaraktan yeni nesillere meşale tutmak istiyom. Meşale tutmıyım ya kim bulcak meşaleyi, telefonun flashı da iş görür.

Agalarım ciyerlerim ilk olarak şöyle kronolojik sırayla başlıcam

1-  Herkesle kanka olmayın

Etrafınızda çok insan olunca insanlar tarafından size bi etiket takılıyo "sosyal" diye. Ama bence sosyallik böyle olmamalı. Herkesle kanka olunmaz arkadaşlar herkesle konuşulur herkesle samimi olunur ama herkesle kanka olunmaz. Kanka olacağınız kişileri güzel seçin. Burdan kankişlerim elif ve amete selamlar mucks. Bi iki kişiyi seçin samimi olduklarınızdan, onlarla kanka mı olursunuz kardeş mi olursunuz siz bilirsiniz ama bence aranızdaki ilişki hep bi sınır dahilinde olsun.

Aq bi saniye yazmaya devam edicem abim şuan kafasını arkasına yaslamış uyukluyo ve kafası iki saniyede bi kayıp duruyo videoya almam lazım

Geldim ben videoyu acana kadar abim kalkti yatağına girdi yattı ;( neyse ne diyoduk herkesle kanka olmuyoz nokta

2- Okulu sevmeyin tamam ama saygı duyun

Arkadaşlar özellikle liseye yeni geçen agalarım aman ha dikkat edin. Şöyle bi gercek var ki liseye geçildiğinde her şeyi koyveriyoruz toplumca. Ortaokulda 60 alınca ağlarken lisede birden 20lere düşüyoz falan. Size bu konuda bi tavsiye vereyim ders çalışmasanızda dersi dinleyin boşverin sohbeti muhabbeti ya o kadar önemli değil valla bakın.. ben hiç ders çalışmadım lisede, ama dersleri hep dinlerdim genelde ya düz  ya da teşekkürle geçtim. Düz aldığımda da hep matematikten kaldığım için aldım yoksa ortalama 70 küsürdü. Neyse şimdi ygs dönemi gelince hep dersi zamanında iyi dinlemenin etkilerini gördüm. Konuyu bi kere okuyunca aklıma geldi direk konular. Bazı kişiler gibi delicesine konu çalışmadım oturdum çay çekirdek konu anlatım okudum djnwkwbd sülalem rahattır biraz

3- Sevdicekleriniz uğruna kankalarınızla küsmeyin

Valla bak sevgili işleri kankalıkla çakışıyorsa o iş ciddi değildir. Bi kişi bi kişiyi seviyorsa onu üzmemek için kankalarını kabullenir. Eğer sevgiliniz ciftlesme mevsimi gelmiş güvercin gibi göğsünü kabartıp ARİFLE KONUŞMAYACAKSlN/ NECLAYA TERS CEVAPLAR VERECEKSİN gibi bişey derse ağzına ayakkabınızı sokup oradan uzaklaşmanızı tavsiye ediyorum.

4- Hayat gerçekten boş tadını çıkarın ama kendinizi kaybetmeyin

17 yaşındayım bi kac ay sonra 18 olucam ama gerçekten bu hayatın anlamını çözemedim her şey anlamsız ama bakın herrrrr şey anlamsız. Mesela en başından anlatıyorum doğuyoruz okula başlıyoruz bize daha iyi bi hayat için okuyun diyolar. Okumaya devam ediyoruz daha iyi bi işimiz olsun diye çalışıyoruz. Her gün saat 7den akşam 5e kadar okuldayız ve bi gün biteceğini biliyoruz. Ama aslında bisey degismeyecek. Bu sefer işe başlıcaz saat sekizden 6ya kadar falan belki akşam sekize kadar işte kalıcaz. Daha iyi bi ev araba için bi kaç sene calişacaz sonra bunlarında az-cok etkisiyle daha iyi bi eş için çalışıcaz. Sonra bi kaç sene gececek coluk cocuk yapicaz onlar icin çalışıcaz biraz daha gecince onlar okula biz de mezara gidicez. E noldu şimdi hergün güneşle beraber kalktık gerek okul gerek işe gittik sonra aksam oldu eve geldik yattik veee uyanınca tekrar hazırlanıp gittik. E nerde bu dünyanın güzelliklerini gördüğümüz kısım. Nerde şu 7 mi 8 mi harikası olan dünya... hiç

Aq belki çok karamsarım ama vallaha çok mantıksız ya sırf oyalanmak için kendimize meslekleri (ya da okulu) icat etmişiz resmen. Tamam okul belki bi yere kadar önemli ama bazı konular öyle ki sadece sınava kadar çalışıyoruz çünkü salakça derecede lüzumsuz. AQ OKULU BİT ARTIK

5te mi kaldık noldu evet 5 imiş

5- Hayattaki tek anlamlı şeyin peşinden koşun

Mutluluk, aşk, sevgi, huzur.. ŞAKA YAPTİM PARA XD

Şaka şaka tamam para degil tabiki

Cidden mutlu hissettiğiniz yerde olun. Kendinizi görmek istediğiniz yerde görmek için çabalayın. İnanın dünya üzerinde hic bisey sizden kıymetli değil.

Kiymetlimisss.

Sizin için önemli olan şeylerin önüne başkalarını koymayın hayatınızı çizen kaderinizi yazan siz olun. Bi de arada sırada kendinizi 70 yaşında hayal edin ki bazı kötü şeyleri yapmanıza engel olsun. Bende işe yarıyo diyorum ki 70 yaşında olsam yaptıklarımdan gurur mu duyardım utanç mı. Bu felsefeyi de unutmayın canolar cidden çok da serbest olmaya gerek yok dhehdbdjfnd

6- Gururunuz olsun

Size yapılan biseyi cabuk unutmayın saf olmayın arkadaşlar kusura bakmayın ama affetmek erdemlilik falan değil bence. Adam gelsin siksin siksin siksin sonra gelsin özür dilerim desin oh ne ala memleket. Eğer çevrenizde böyle birisi varsa sümsüğü yapıştırın kafasına acımayın.

7- Birinden hoşlanıyorsanız ilk adımı siz atın

Hatta bırakın ilk adımı attınız olmadı mı gidin bi kaç ay sonra ikinci bi adımı daha atın. Yemin ederim bakın ekmek musaf çarpsın dusbdidhsiehds HİÇ BİSEY KAYBETMİYOSUNUZ VALLA BAK AMQMQ

Bakın yazsanızda yazmasanızda zaten konuşmuyorsunuz. Ama eğer yazarsaniz belki bi ihtimal konusacaksiniz belki bi ihtimal geceleri öpücükler iyi geceler mesajları falan eşliğinde yatcak sabah günaydın mesajlariyla uyanacaksınız. Belki bi ihtimal 1 pazar günü sizin için 106 km kalkıp sizi görmeye gelecek. İLK ADİMİ O ATMİYOSA SİZ ATİN, ÇÜNKÜ İLK ADİMİ ATANLARİ YAGLİ KAZİGA OTURTMUYOLAR

8- cömert olun samimi olun ve kendinizi sevin

Bu üç sey çok önemli ama dozunda. Fazla comert olup kendinizi kullandırtmayın fazla samimi olup kendinize yavşak dedirtmeyin. Ve kendinizi çok sevip egolanmayın. Ama kendinizi sevin be. Özgüveni olmayan insanlar olarak çok tatlıyız bence

Daha fazla uzatırdım da kahfaltı yapacam bays yeter bu kadar size gfjfhfyd

13 Şubat 2017 Pazartesi

Yeni bi şeyler düşünüyorum

Hiç yorum yok


Merhaba agalarım bugün şöyle bi bilgilendirme yapayım istiyorum. Artık bu blog kişisel blog haline geçmiş bulunmaktadır. Öyle can sıkıntısı için veya iç dökmek için kullancam.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Kitap Önerisi (part 4) | Kızıl yükseliş

2 yorum


Agalar meraba bu çocuk harika bi kitabı bitirdi. Bu seferki kitap önerisi yazısı kitap önerisi isteyen ve kitap okumayı seven aynı zamanda strateji ve liderlik hakkında kendine güvenen herkese gelsin. Buyrun efendim kitap önerisi yazısının başrolü: Kızıl Yükseliş

30 Ocak 2017 Pazartesi

HIMYM vs. Friends

7 yorum

MÖ. 8. yüzyıla kadar dayanan bu büyük tartışmayı bi de biz inceleyelim ln. Bizim Orhun Kitabelerinden farkımız ney

Ben ikisini de izledim, ikisini de çok sevdim. Ama her şeye rağmen bi tanesi benim için daha ön planda kalıyo.

Bence siz de bunu okuduktan sonra benim gibi düşüneceksiniz çünkü sen kim köpek benimle aynı görüşte olmuyon



23 Ocak 2017 Pazartesi

İngilizce bilinmeyen şarkılar | Şarkı önerisi (part 2)

2 yorum
Merhaba bugünkü yazıda şarkı önerilerine ikinci bölüm yapmak istedim. Müzik zevklerimiz birbirimizden çok farklı olabileceği için genel olarak klibi güzel şarkılardan seçtim. Gerçi ben bu şarkıları da seviyom yani sadece klip değil ama neysssssss. Olayı uzatmadan bilinmeyen güzel şarkı önerilerimize başlıyorum. Haydin ya Allah


16 Ocak 2017 Pazartesi

Kitap Önerisi (Part 3) | Cadı Avcısı

Hiç yorum yok
  Yok artık ben bile kitap önerisi yazıyosam hemen abdest alıp namaz kılmaya başlayın çünkü kıyamet koptu kopucak.

  Beni bilen bilir oturup bi şeyler okumaktan hoşlanmam. Haliyle çok nadir kitap okurum. Geçen doğum günümde Tumblrdan Asya adında bir pötibör büsküvüsünün hediye olarak bu kitabı alması sonucu oturup da kitap okudum smanfmö

 Asya da olmasa bu SUBHANALLAH YARABBİ dedirten kitaptan mahrum kalacaktım

Çok da suyunu çıkartmayalım ve kitaba geçelim. Bekleme yapma ticari yol ver hele