Agalara Geldik

5 Haziran 2017 Pazartesi

Vahşi Doğada Nasıl Hayatta Kalınır

Hiç yorum yok

Issız bir adaya düşseydiniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu? Neredeyse hepimiz hayatımızın belli bir kısmında bu soruya maruz kalmışızdır. Hatta pek çoğumuz bu soruyu eğlencesine başkalarına sormuşuzdur. Evet ıssız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız herhangi üç şeyin adadaki hayatınızı çok daha kolaylaştıracağı tartışılmaz bir durum. Peki ya yanınıza üç şey alma fırsatınız olmazsa? 3 şey olmadan vahşi doğada ya da ıssız bir adada hayatta kalabilir misiniz?

Birkaç yabancı kaynaktan öğrenip derlediğim bu yazıda nasıl sörvayvır olabileceğinizi anlatmaya çalışacağım. Hazırsanız başlayalım.

İlk adım: Hipotermi'den Kaçınmak

Nature-Mentor isimli siteye göre doğada yaşanan ölümlerin çoğusu açlıktan veya susuzluktan değil de hipotermiden kaynaklanıyormuş. Peki ne bu hipotermi? Hipotermi vücut sıcaklığının aşırı düşmesi sonucu havale geçirmek veya ateşinizin çıkmasına deniliyor. 37 derecelik normal sicaklığın 35 derece ve altına düşmesiyle başlayan hipotermi çoğu zaman rüzgara yağmura veya kara maruz kalmaktan ötürü ortaya çıkıyor. Yani ilk yapmanız gereken şey kendinize bir barınak yapmak. 

Barınak yaparken dikkat etmeniz gereken şeylerden en önemlisi nasıl olsa yarın medeniyeti bulurum mantığıyla baştan savurup yıkılabilecek bir yer yapmamanız gerektiğidir. Gece yatarken üzerinize düşmesini istemezsiniz herhalde. Öleceğinizden değil de gece gece karanlıkta bir daha uğraşmak zorunda kalırsınız.


Barınak yapmak için ihtiyacınız olan şeyler çok basit. Aynı boyda düzgün iki-üç parmak kalınlığında çubuklar, lifli otları bağlayarak oluşturabileceğiniz ilkel ip, ve yaprakları olan dallar.. İlk olarak kendinize böcekli ve pis olmayan bir ağaç bulmak. Mümkünse bu alanı iyice temizledikten sonra düzgün çubukları ağacın etrafına çadır gibi dizin. Daha sonra yapraklı dallarla üzerini kapatıp en son olarak da sulak bir yerdeyseniz çamurla yaprakları yapıştırabilirsiniz. Çamur kuruduktan sonra içerisi geceleri güzelce yalıtılmış olacaktır. 

Eğer bu türden bir barınağın size çok uğraş vereceğini düşünüyorsanız daha basitini şu şekilde yapabilirsiniz. 

Ancak benim anlam veremediğim bir konu şu ki, eğer kesilmiş bir ağaç bulduysanız muhtemelen 500 metre civarında bir yol vardır. Yani bu durum vahşi doğada hayatta kalmaktan ziyade daha çok kamp kurmaya benzer. Ama kim bilir belki ailenizle pikniğe gidince canınız sıkılır yapmak istersiniz diye paylaşayım istedim, şahsen ben yapmak isterdim basit duruyor. :dd

Ek bilgi: Eğer burası çok dar diyorsanız toprağı kazabilirsiniz ama ne gereği var bilader solucan molucan çıkar

Barınağınızı erkenden yaptınız böylece gece soğuktan ölmeyeceğinizi ve dımdızlak ortada kalmayacağınızı garantilediniz. Şimdi sıra ateş yakmakta.

Doğada ateş nasıl yakılır? Bu sorunun cevabı çok değişik şekillerde olabilir. Art of manliness yani erkeklik sanatı isimli site sayesinde çikolata ve kola tenekesi kullanılarak bile ateş yakılabileceğini öğrendim. İşte size bir kaç taktik.

En geleneksel olanı bir çıtayı başka bir oduna sürterek tutuşturma yöntemidir. Baya zor bir yöntem olmasına rağmen gerçekten işe yarar. Eğer güneş yoksa sanıyorum ki ateş yakmak için bundan başka çareniz yok. Ama eğer güneş varsa çok daha kolayca ateş yakabilirsiniz. 

Eğer yanınızda metal kola kutusu ve çikolata varsa çikolatayı tenekenin altına sürtmeyi deneyin. Böylelikle tenekenin hafif iç-bükeyliğini de kullanarak aynamsı bir yüzey elde edeceksiniz. Daha sonra yapmanız gereken bir ayna veya camla güneşi tenekeye, tenekeyi de çalı çırpıya doğrultmak. Ateş bi kaç dakika sonra yanacaktır. Ancak ortamın çok rüzgarlı olmaması ve ısıttığınız yüzeyin soğumaması gerekiyor tabi ki.

Eğer güneş tam tepede ise büyüteç kullanılarak ateş yakabilirsiniz. Doğada mahsur kalmışız büyüteci nerden bulalım dediğinizi duyar gibiyim ama büyütecinizin olmasına gerek yok. Kendiniz de yapabilirsiniz. Cam şişe, pet şişe, saydam poşet, ayıptır söylemesi kondom ve benzeri şeylerden birini az miktarda da olsa suyla doldursanız büyüteç işlevi görecektir. Tek ihtiyacınız kolay yanan çıra benzeri odunlar ve sabır.

İhtiyacınız olur diye ek bir bilgi vermek istiyorum. Eğer batarya/pil ile çelik yünü sürterseniz alevlenecektir. Veya çelik yünü sirke dolu bir kavanoza koyarsanız kavanoz ısınacaktır. Tabi doğada kaybolan insanda çelik yün ne arar bilemiyorum ama genel kültür olsun kamp kurmak isterseniz yanınızda götürürsünüz belki.

Soğuktan korunma işlevinizi hallettiniz. Barınak ve ateşiniz var. Sıradaki hayati ihtiyacınız su bulmak. Su bulmak en az ateş yakmak kadar zor olacaktır. Çadır bölgenizin yakınlarından ayrılıp epeyce etrafı taramanız gerekecek ve çok düşük bir ihtimal de olsa akarsu bulacaksınız.. Ancak bu akarsudan çok fazla su içerseniz muhtemelen karın ağrısı ateş yükselmesi gibi bir çok yan etkisi olacaktır. Nedenini tam olarak anlamadım ama bakteriler veya virüslerden kaynaklıdır. Hem sonuçta orman burası kurbağa falan yüzüyordur o suda. 

İçmeyin anam

Su aramaya çalışmaktan ziyade toprağa yağmur suyunu depolayacak bir çukur açmanız sizin için daha faydalı olacaktır. Yağmur yağsa da yağmasa da suya ihtiyacınız olacak ve su kaynağı arayacaksınız. Bu kaçınılmaz. Ama bir ihtimal siz su kaynağı arıyorken yağmur yağarsa en azından çukurunuz dolar. Tabi bu çukuru sadece kazar ve başka bir şey yapmazsanız çamur içersiniz -ki tavsiye etmem ama saygı duyarım- yapmanız gereken çukuru tamamladıktan sonra içini yapraklarla ve taşlarla topraktan olabildiğince ayırmak. Böylelikle su dolduğunda on dakikalık dinlenmeye bırakmanız suyun temizlenmesini sağlayacaktır. İster elinizdeki şişeyi doldurun ister avucunuzla için, artık suyunuz var. 
water collector survival ile ilgili görsel sonucu

Peki yağmur yağmazsa ne yapmalı? Bir çukur kazın, içine bitkiler ekleyin ve bir de kavanoz veya su kovası koyun ardından şekildeki gibi poşet veya herhangi bir jelatin maddeyi çukura yerleştirin. Yoğunlaşan suyu bardağınıza doldurmanın çok kolay ve etkileyici bir yolu.

Ya da eğer dağlık bir yerdeyseniz size tavsiyem zirveye doğru çıkmanız böylece karların erimeye başladığı ve suyun cılız da olsa aktığı noktalar aramanız yönünde. Eğer öyle bir ihtimal de yoksa vejetaryen beslenerek ilk bir kaç gün idare etmeniz ve -maalesef- idrarınızı cam bir kavanozda ağzı açık bir şekilde biriktirmeniz gerekiyor.

Tıp okuyan bir arkadaşımın da zamanında zamanında dediği bir şey var. İdrar insana zararlı değil ve zor durumda kalınırsa içilebilir bir sıvı. Hatta bazı bilim insanlarına göre şifalı bile olabilirmiş. İdrar içmenin tavsiye edilen şekli 3 gün şeker tuz et yağ gibi hayvansal ürünlerin yenilmediği ve sadece vejetaryen beslenmenin yapıldığı bir süre sonrası şeklindeymiş. Böyle bir beslenme sonucunda idrar su gibi berrak ve temiz olurmuş. Önemli bir nokta da idrarın başı ve son damlaları değil de ortası içilmeliymiş.

Konuyu izninizle değiştiriyorum. Meyve ağaçları da su kaynağı olarak kullanılabilir tabi ki. En olmadı çok çok susuz kalırsanız avlanıp avınızın -ölmeyeceğiniz kadar çok da değil abartmayın- kanını içmek gibi bir sapkınlıkta bulunabilirsiniz. Her neyse suyunuzu zor da olsa karşıladınız.

Tebrikler artık bir iki hafta boyunca hayatta kalabilecek kadar şeye sahipsiniz. İnsanlar yemek yemeden birkaç hafta dayanabilir. Isı, barınak ve sudan sonra tek ihtiyacınız yiyecek bulmak olacaktır. Bunun için size bir kaç tuzak kurmanızı öneririm. tabii size tutup geyik avlayın demiyorum açlık oyunlarında değiliz ama şansınız varsa sincap, tavşan, kuş gibi yenilebilir ve az iğrenç olan hayvanlar yakalayabilir böylelikle protein kazanabilirsiniz.

Tabi avlanabilmeniz oldukça düşük bir ihtimal. Ama tuzak kurmakta fayda var. Bunlar faydalı olabilecek tuzaklardan birkaçı. 


traps for animals survival ile ilgili görsel sonucu


Bunlarla uğraşmak yerine ipiniz varsa ok yapmanızı tavsiye ederim, en azından kuş avlarsınız belki.

Bunlar dışında yemek ihtiyacınızı yenilebilir otlardan karşılamanızı ve meyve ağaçları aramanızı tavsiye ederim. Eğer büyük zararsız bir hayvan görürseniz onu takip edebilir ve yediği otları içtiği su kaynağını vs öğrenebilirsiniz. Ayriyeten telefonunuz varsa internetten bulunduğunuz şehirde yenilebilen otları öğrenebilirsiniz.

Pekala her şeyiniz var kuru ve sıcaksınız. Belli bi müddet yetecek kadar suyunuz var, karnınız çok aç da olsa bir iki gün dayanabilecek kadar toksunuz. Bulunmak istiyorsunuz. Yapmanız gereken ateş yakmak ve ateşe yeşil odun atmanız. Yeşil odun -diğer bir deyişle yaş odun- çok duman çıkartır. Duman ise insanları yangın alarmına sokar ve bulunmanız kolaylaşır.

Bazı sorular ve cevapları (hoşuma gitti diye direk çeviriyorum)

Eğer yiyecek hiçbir şey bulamazsam ne yemeliyim?
Böcekler protein açısından zengindir (dinen caiz) Yenildiklerinde bünyeye çoğu zaman zarar vermezler.

Eğer ağaçlardan ve ormandan uzaksam nasıl sığınak yapabilirim?
Delik kaz ve içine gir, eğer gücün delik kazmaya yetmiyorsa sığabileceğin kadar derinlikte bir çukura girip üzerini toprakla kapayabilirsin. Bu seni soğuktan koruyacaktır.

Can sıkıntısında nasıl eğlenebilirim?
Küçük hayvanları sessizce takip etmeyi dene. Bu avlanırken sessiz olmanı da geliştirecektir. Eğer istersen kendi kendine konuşabilirsin de.

Sineklerden nasıl korunabilirim?
Yüzüne ve vücuduna çamur sürebilirsin.


Kaynaklar: 

Evet agalar böyle de bir yazının sonuna geldik. Ben araştırırken eğlendim umarım siz de okurken eğlenmişsinizdir. Önümüzdeki yazılarda görüşmek üzere. Eğer blogu beğendiyseniz sağ alttan bildirim alabilirsiniz. Yeni yazılar oldukça size haber vermeye çalışırım böylece.

Ha bir de yorum bırakmayı unutmayın.. Görüşmek üzere <3

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Herkesin Yapabileceği 12 Algı Yönetim Tekniği

10 yorum

Merhaba Agalarım. Televizyon ve reklamların kullanımındaki artışla insanlar bilinçaltının ne kadar kolay kandırılabildiğini keşfettiler. Beynin bilinçli olmadan bir şeyi yaptırılmasına algı yönetimi diyoruz. Peki algı yönetimi sadece televizyon ve reklamlar aracılığıyla mı yapılır? Tabi ki hayır. Hipnoz da bir çeşit algı yönetimidir.

Peki ya size evde kendi kendinize algı yönetme antrenmanları yapabileceğinizi söylersem ne derdiniz? Evet bu yazımda size hepinizin yapabileceği basit algı yönetim teknikleri vericem. Hazırsanız kemerlerinizi bağlayın çünkü uçağımız kalkıyor.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Öneri Dolu Bir Yazı: Melike Nur

Hiç yorum yok

Bu yazı Melike Nur isimli arkadaş tarafından yazılmış bir misafir yazıdır.

Selam agalar, adım Melike Nur. Bugün bu yazıda sizlere fıstığı bol leblebisi az ortaya karışık öneriler falan yazmayı planlıyorum. Eğer canınız sıkılıyorsa okuyun derim yapacak bir şeyler bulursunuz en azından. Belki bu yazı sayesinde tanışır kaynaşırız. Can sıkıntısına iyi gelen şeyler konulu bu yazıyı beğenirseniz alt tarafta yorum bırakmayı unutmayın. İyi okumalar..

22 Mayıs 2017 Pazartesi

AgalarSokakta #2: Akfırat Ormanı

4 yorum
Akfırat Kamp Alanı

Merhaba Agalarım, bugün Agalarsokakta serisine ikinci bir bölüm yazmak istedim. Bu sene okulumuz YGS ve LYS'den önce piknik tarzı etkinlikler yapmaya başladı. YGS'den önce okul bahçesinde sucuk kızartmış ve tüm on ikinci sınıflar olarak sucuk-ekmek yemiştik. LYS sınavına yaklaşık 20 gün kalmasıyla beraber de gerçek bir piknik için ormana gitme kararı aldık. 

Gittiğimiz orman ilk başta Akfırat denen yerdi. Tam olarak Akfırat ormanı denilmiyor, sanırım sosyal tesis gibi bir şey diyorlardı ama biz Akfırat ormanı diyelim. Akfırat'a geldiğimizde gerçekten çok güzel bi kamp alanı olduğunu gördüm; tahtadan evler, koşuşturan çocuklarla dolu bir yerdi. Ancak içeri girmemize izin vermediler. Sanırım kızlı erkekli olarak girilmesi yasakmış. 

ne alaka




Bu yüzden biz de başka bir ormana gitme kararı aldık. Bu yüzden okulumun yönetimini kın kın kınıyorum çünkü Akfırat çok tatlı bir yerdi. 

İkinci gittiğimiz ormanın adını bilmiyorum ama öyle zannediyorum ki Ballı Kayalar Tabiat Parkı veya Saadettin Odabaşı Şenlik ve Piknik Alanı olabilir. Buraya geldiğimizde yaptığımız ilk iş masa toplamak oldu. 

Masaları uzunca bir şekilde birleştirdikten sonra bir adet hocamız mangala girişti, keşke girişmeseydi... 

Üzgünüm hocam ama tuzsuz acısız tam pişmemiş bir mangaldı, zaten YGS zamanında sucuğu da pişirememiştiniz. Sizin mangalla oynamanız insanlık namına yasaklanmalı.

Hocalar mangalı yapmaya çalışırken biz de ormana yayılıp keşif yapmaya başladık. Ormanlar gerçekten çok güzel alanlar. Hele ki piknik alanı olarak kullanılmayan uzun otlu, çiçekli ve ağaçlı yerler daha da güzel.






Bu görüntü de o dediğim uzun otlu ve piknik alanı olarak kullanılmayan yerlere doğru giderken çektiğim bir görüntü. Ahmet'le Ormanın derinliklerine girme kararı aldık. Ya da ben aldım ama Ahmet mecburiyetten kabul etti de diyebiliriz.

Piknik alanından yaklaşık 500 metre falan uzaklaşmışızdır herhalde aşağıya doğru indik indik indik ve en sonunda Ahmetin ayağını bastığı yerden kurbağa zıpladı. 

Hayatımda en çok iğrendiğim hayvan kurbağa ya gerçekten kurbağalar ölsün

Kurbağa Ahmet'in ayağının oralardan zıplayınca tabi benim elim ayağım boşaldı bağırdım köpek diye. 

EVET DOĞRU DUYDUNUZ KURBAĞA GÖRÜP KÖPEK DİYE BAĞIRDIM...

biz de böyle bir delikanlıyız 



Gezinin en sevdiğim kısmı 10TL 'ye at bindiren ablayı 5TL'ye ikna etmem oldu. Dedim ki bak bak iyi dinleyin,  "Abla" dedim "Merhaba ben diyorum ki at böyle boş boş beklemesin 10 liraya binmem ama 5 lira vereyim yine atı yürüt ama üzerinde ben olayım kısa günün karı nasıl fikir?"

 Kadında dedi tamam hadi bin

bindim xd

Pazarlık yapmayı çok seviyorum. Genelde kitap alırken pazarlık yapıyorum. Mesela 20 liralık bir kitabı 12 liraya indirdiğimi hatırlarım. Bu yaklaşık yüzde 40lık bir indirim demektir arkadaşlar boru değil.

Taktik vereyim bakın şimdi önce diyorsunuz ki "Abi bu kaç para" cevabı duyduktan sonra cüzdana bakıyor ve bi anlık kaçamak bakışla kapıya bakıyorsunuz.  Esnaflar bunu hemen anlar demek ki paranız yok, diyin ki "Bana da mı X lira :dd" O da gülüp sana şu kadar olsun der.

Yüzde 90 bu olay böyle olur sahaflarda falan. 

Ama D&R mağazalarına sökmez bu taktik


Burada da düldülün üzerindeyken fotoğraf çekmeye çalışıyordum. Düldüle binerken şunu ögrendim ki kadın siftah yapmamış o gün, dedi ki gidince arkadaşlarına da söyle ata binme işini.

Ben de dedim ki "Abla söylerim ama bir şartla, yanımdaki arkadaşım beleş binecek bir tur olur mu?"

Abla yok evladım moduna girdiği anda Ahmet binmek istemiyorum demeye başladı, canı istemiyormuş.

Sanırsın her gün bahçelerinde at koşturuyor havaya bak




Gezi yapmaktan sıkılıp kamp alanına döndüğümüzde, gitmeden önce aldığımız kakaolu süt ile hocalardan çömdüğümüz kolayı karıştırıp ilginç bir deneye imza attık. 

İnanır mısınız kolalı-çikolatalı süt cidden lezzetli bir içecek oluyormuş ama çok içince tadı kötü geliyor uyarayım. Yarım bardak için yeter.

 Sevdiğimiz bir arkadaşımız buna 'arka bahçede bilim' demişti :d



Çicek florası harikaydı
 (flora = bir bölgenin içinde bulundurduğu bitki topluluğu)

Eğlenirken öğrenelim ☺☻



Ve bitirişi bu fotoğrafımla yapıyorum. Yeşili koruyun ormanları sevin. Ormana gittiğinizde çöpünüzü yerlere atmayın Ahmetle bi çöp konteynırını doldurduk resmen çöp toplayarak.

Bu da böyle bir yazı olsun, eğer sizinde eklemek istediğiniz bir şeyler varsa yorumlara yazabilirsiniz.

Eğer yeni yazılar olunca haberdar olmak istiyorsanız sağ alttaki kırmızı çan şekline tıklayarak bildirimleri açabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın görüşmek üzere

20 Mayıs 2017 Cumartesi

KUŞ BEYİNLİLİKTE BUGÜNKÜ KONUĞUMUZ: DİCLE GÜL

1 yorum

Bu yazı Dicle Gül tarafından yazılmış bir misafir yazıdır

---------------------------------§--------------------------------

    Herkese merhabalar. Bendeniz Dicle. Dicle Gül. Bütün arkadaşlarımın aradaki C harfi zor geldiğini düşündüklerinden olsa gerek bolca Dijle, Dijoo, Dico, Gossipgirl gibi adım dışında her bir haltı söylerler.( Gossipgirl demişken gıybet kazanı gibiyimdir, dedikodu konusunda üstüme tanımam, bir ara hatırlatın da fena bir dedikodu yapalım ya)

Bu arada bana Dijle denmesinden hayatta hiçbir şeyden nefret etmediğim kadar nefret ederim. Böyle diyenleri cidden gırtlaklayasım geliyor. Ama arkadaş değiller mi inadına inadına. Ha bir de karşıma geçip parmaklarını, boynunu kıtlatanlar var. Karşılarında şekilden şekle giriyorum. Hayatta hiçbir sesten bu kadar rahatsız olamam sanırım, ayşş bahsettim ya şimdi yine bir içim kötü oldu.


     Bugünlük misafir yazarım, sizlere bol atraksiyonlu anılarımı anlatacağım, ben onları yaşarken bolca ağladım, bolca kazık yedim, baya üzüldüm ama siz bol bol gülün, hiç bana içiniz acımasın çünkü ne geldiyse başıma benim kuş beyinliliğimden gelmiştir, o yüzden acımayın anam bana hiç, vur patlasın çal oynasın, hadi bakem.

Anılarıma geçmeden önce anlatacağım bir şey var : Nasıl buldum bu blogu, nasıl İkram’a bol ciddili, iş adamları havalarından mail yazdım, onları anlatmam lazım. Zaten böyle mailleri  Türkiye’de bir rahmetli Sakıp Sabancı amcamız, bir de ben yazarım. Eeee Sakıp Sabancı rahmetli olduğuna göre meydan da bana kaldı yani bir tek ben yazarım böyle (oh oh egomu da kastım). Şimdi İkram çıkıp beni rezil edebilir o mailin neresi ciddiliydi diye, haklı. Ciddili midilli değildi, ikinci mailden sonra özüme, kekoluğuma geri döndüm. Kuzu çevirmeler mi dersiniz, ne vereyim abime mi... Tamam daha fazla devam edip kendimi de sizi de zor duruma sokmayacağım. O yüzden baştan itiraf ettim en azından benden duydunuz, İşim İkram’a kalmadı.



 Şimdi reklam olur diye  hangi forum olduğunu söylemiycem, ya da aman bendeki de ne havasıysa artık, sanki Donanım Haber forumunda bizden alacağı reklama ihtiyacı vardı. Aman Dicleciğim yazısında bizden bahsetsin de, tıklanma rekorları alalım, sitemiz çöksün tıklanmadan diye bekliyorlardı.

Neyse,o kadar iğrenç bir websiteleri var ki bok gibi tam anlamıyla, üye olayım dedim yok bu sorun şu sorun derken sinirlerim bozuldu bir de ne göreyim google+'dan bir de Facebook'tan bağlanma da varmış. Tamam dedim şimdi olur. Yok öyle bok bir site ki ona da bağlanmadı, ben bağlanmaya çalıştıkça onlar aramızdaki bağları koparıp attılar, şerefsizlerrr.

(EDİT YAPIYORUM BEN İKRAM, DİCLE NAPIYON ADAMLAR DAVA AÇAÇAK )

 Neyse ben bağlanamadım, Agalara Geldik’in başlığına ben ilgileniyorum demem lazım yok anacım girmiyor lanet Donanım. Sonra Mecbur paşa paşa bloga girdim, ilkokul bebeleri gibi gittim bir tane yayının altına "Öğretmenim,öğretmenim ben donanım habere yazdığınız ilanla ilgileniyorum da acaba bana döner misiniz bu adresten dedim."

Allahım nasıl utandım ama, çocuk güzel güzel yazı yazmış  hem de altına hiç yorum yok, ben gelmişim abuk sabuk bir yorum yapmışım. Utanmam geçtikten sonra diyecem de zaten saniyenin onda biri bir süre sadece utandığım için çok da önemli değil yani. Sonra dedim bir siteyi iyice detaylıca inceleyeyim dedim. Hakkımızda diye bir bölüm vardı işte oraya bakayım dedim. Baktım bir de ne göreyim 2 adet isim: Elif, İkram.

Elif’e girdim önce baktım okudum işte sonra ne olduysa İkram’a bakamadım, içimden de geçiriyorum yav anası babası hiç mi düşünmedi ismini koyarken, bu çocukla ilerde çok dalga geçerler diye (İkram bunları yüzüne söyleyemediğim için özür diliyorum ama söyleseydim yazının heyecanı kaçardı)

(KIRILDIM ULAN ÇIT ULAN)

 Aaa bir de "Acaba bunun cinsiyeti kız mı erkek mi?" diye düşünüyorum. Yani anlayacağınız akşama kadar cinsiyetini öğrenemedim,

(BİRAZ DAHA ÇIT ULAN, NE DEMEK KIZ MI????)

(Halbuki tanışalım kısmında fotoğrafım vardı be)

İşte akşama doğru mail geldi, benim aklımda deli sorular aman tanrım cinsiyetine kafayı nasıl takmışım, sorucam sorucam ayıp olur mu diye düşünüp duruyorum. Hayır ne boka merak ediyorsun belki gay değil mi ya.

(AGA ÇATIRT ÇATIRTTT) paramparçayım

 Tövbe tövbe. Adı İkra olan iki arkadaşım vardı ,biri erkekti, biri kızdı o yüzden şüpheye düştüm. Sonra aklıma bir ilhamla blogdaki hakkımda kısmı geldi, gittim, baktım, ve öğrendim. Rahatladım yahu sonunda, şimdi karşında kiminle konuştuğunu da bilmeyince insan bir tuhaf oluyor ya sjsjsjsj.


Şimdi açıklama kısmını yaptığıma göre artık temel olaylara geçebilirim sanırım. Sizlere başıma gelen en kötü 2 olayı anlatacağım sizi çok boğmak istemem yoksa 10 tane falan anlatırdım



 YOLU KAYBETMEK 

(Başlık çok klasik gelebilir, hepimizin başına geldiği bir şeydir ama benimki klasiklerden biraz farklı)

Arkadaşımın adını vermeyeceğim, ona takma ad takacağım. Süslü.
 Güneşli bir çarşamba günüydü, terden saçlarım ıpıslak olmuştu, her insanın başına gelebileceği gibi bizim başımıza da geldi o merhum olay, lakin bizimki diğerlerinden farklıdır.

Bilkent'e yani Ankara'nın en elit, klas yerine gitmeye çalışırken..

 Ankarayı bilen bilir, Bilkent ilçesi zengin cicişlerin, playboyların gittiği bir yerdir, Bana da sayın Süslü gidelim diye ısrar etti "Dicleee hadi gidelim de 2-3 yakışıklı çocuk keselim, elit elit takılalım"  dedi. Biz de böylece gittik.

Kızılay'da meğer Bilkent İstasyonu'na direk giden dolmuş varmış bunu da geçen hafta gittiğimizde öğrenmiştik. Biz  iki yarım akıllı tabi geçen hafta hangi dolmuşa bindiğimize hiç dikkat etmemişiz, sora sora bindik. Bilkent'e gider mi, Bilkent İstasyonu'ndan geçer mi, diye soruyoruz.

Hiçbir dolmuşçu demedi bu gider diye, sonra bir dolmuşçu dedi ki Eryaman-Etimesgut'tan geçer dedi. (Allah o dolmuşçunun evine ateşler salsın emi sayesinde Bilkent diye nereye gittim bilmek istemezsiniz ama azıcık daha sabır.)

 Gittik bulduk işte Eryaman dolmuşunu, geçer mi dedik geçer dedi, binin. Bu arada dolmuş sayısı Sıhhıye' de hiç de az değil 1 km boyunca dolmuş var ya. İşte bindik gidiyoruz ilk 10-15 dakika doğru yoldan gittik, ben dedim en iyisi navigasyondan da takip edeyim, en azından nerede ineceğimizi  bilirim.

Takip ediyorum başlarda doğru yoldan gidiyoruz işte sonra dönmesi gereken yerden dönmedi, gaza bastı, Git Allah Git, son hız otoyoldan devam ediyor dolmuşçu, yavaş yavaş Ankara'dan da çıkıyor gibi. Bilkent de ağaçlık, ormanlık bir arazidir, şehrin dışı gibi. İşte diyorum ha geldik ha gelcez, ama yok anacım ortalarda ağaçtan, yoldan başka bir şey yok.

Binerken Süslü de sormuştu "Emin misin bu değil mi kesin?" diye, ben de "Tamamdır diyorum kesin bu, güven bana." Hay benim güven diyen dilim kopaydı emii.

Git git bitmedi, ben de diyorum içimden ha geldik ha gelicez, navigasyona bakıyorum her dakika hedeften daha uzaklaşıyoruz. Sonra arkadan bir amca dürtükledi, kızım siz Bilkent'te inmeyecek miydiniz diye, evet dedim, ne zaman geliriz? Biz orayı geçeli çok oldu dedi, bu dolmuş Bağlıca'ya oradan da Eryaman- SİNCAN'A gidecek dedi. Benim başımdan aşağı kaynar sular döküldü ardından da soğuk su döküldü.

SİNCAN.  Ankara'nın KEKO DOLU MAHALLESİ.

Süslü 'nün umurunda değil, ne olacak bir şey olmaz diyip diyor, kaybolduk, okuldan kaçtık, Sincan'a geldik, diyorum benim üzerimde mini etek var indiğim anda linç ederler kızım beni, kız bir şey olmaz diyor ya hala. Benim elim ayağım titriyor ama..

 İşte mecbur Sincan'ın girişine doğru geldik işte mecbur geri giden dolmuşlara binicez yani Sincan'dan gelen dolmuşlara.

İndik Süslü ile otoyolda işe çıkmış eskortlar gibi bekliyoruz, tövbe tövbe yaa sjsjjs. Sonunda dolmuş geldi. Aman Tanrım dolmuştakilerin bana bir bakışı var size anlatamam, linç etselerdi daha iyiydi, gözleriyle dövdüler resmen ya. Üzülerek söylüyorum ki bu konu gerçekten ülkemizde çok zayıf  her ne kadar Sincan da olsa Bodrum da olsa, İstanbul da olsa, Ankara da olsa ne yazık ki ülke olarak bu konuda çok zayıfız, kadınların yeterli hakları yok ve olanlar da yeteri kadar korunmuyor. Bu konuda blogumdaki yazımı (buraya tıklayarak) ziyaret edebilirsiniz.

  Nerede kalmıştık, beni gözleriyle dövdü insanlar resmen, dolmuşçunun bir bakışı var nasıl anlatayım size, yaşanır, anlatılmaz. Dolmuştaki amcaların, teyzelerin, tırreklerin bakışından bahsetmiyorum bile, gerisini siz düşünün artık. Neyse geri döndük ben kendimi otobüsten zor attım.

Sanıyorum ki Süslü de korkmuş olacak ki o da tavşan gibi hemencecik zıplayıverdi dolmuştan. Oradan indik bir daha git Bilkent'e. Ego ya bindik mecburen. Ama ben nasıl terlemişim, size anlatamam. Sanki başımdan birisi gelmiş su dökmüş o derece. 1,5 saatimiz geçti mi yollarda, üniversiteliler gitti mi, biz teyze ve dedelerle başbaşa kaldık mı? Oh oh günümüz boşa gitti mi, annem eve gidince ağzıma bir güzel sıçtı mı? Aynen öyle hepsi oldu.Bir gün artık daha ne kadar kötü geçebilir sorusuna 2 numara anımla devam ediyoruz.




PLATONİK AŞKIMIN BANA KUTUP AYISI DEMESİ
  
Birazcık kilolu olduğum doğrudur, ama şerefsiz Berkay'ın da bana kutup ayısı diyecek kadar değil. Bu şerefsizin adını vermezsem olmaz, küfür ediyorum diye kusura bakmayın ama Hak ediyor. Olay şu şekilde oldu.

Ben 8. sınıftayken okul değiştirip özel okula geçtim, ama o zamanlar 88 kiloydum. Biliyorum içinizden çüş, yuh, deve gibi laflar saydırıyor olabilirsiniz, ne yedin de öyle oldun, dev anası gibi iğrenç, gurur kırıcı şeyler söylüyorsunuz ki zaten ben de bunları vakti zamanında kendime çok söylemiştim. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki şu an 64 kiloyum yaklaşık olarak 25 kilo verdim anlayacağınız.

(Edit yine ben İkram, bir arkadaşım 107 kilodan 69'a falan düştü. Ne yedin de öyle kilo verdin dediğimde yemedim dedi. Bu da böyle bir anımdır)

 Ama bir sorun o kiloları neden aldın diye sınav yüzünden aldım canım ne yapayım, oturdum, yattım, kalktım, yemek yedim, ders çalıştım. Başka da bir bok yapmadım. Ama çalışmalarımın karşılığını da aldım. Ankara Fen Lisesi'ni kazandım sonuçta. Bana mutsuzluktan başka bir bok da getirmedi ya o da olsun. Bana ilk aşkımı getirdi sanırsam, ama tam emin de olamıyoyorum, belki de ergence bir şey ama güzel bir his onu yaşamak. 

Ben bu salağa baya takıktım. Ama var ya bu çocuk okulun en gevşek çocuğuydu. Hala daha öyledir muhtemelen. Ben şehir değiştirdiğim için bu olaydan sonra bir daha hiç yüz yüze gelmedik Allah'tan.

Facebook o zamanlar hala ünlüydü, işte oradan Ecrin Kaya adında bir hesap açtım. Ama neden Ecrin bir sorun bakalım. Çünkü uzun araştırmalarım sonucu ortaya çıkardım ki bu hayatta kız olarak değer verdiği tek insan kız kardeşiymiş de çok değerliymiş de falan da filan işte. Ben de dedim belki adı görürse biraz duygulanır neyin, işte hemencecik arkadaşlık isteğini kabul eder diye düşündüm.

Hay benim kafama kuşlar sıçsın emi. Arkadaşlık isteğini geri al, tekrar gönder, geri al tekrar gönder yapana kadar canım çıkmıştı artık. Berkay'ın namuslu olası tutmuş meğer. Tanımadığı insanları kabul etmemeye başlamış. Havana tüküreyim ben senin. İnşallah bir yerlerden bu satırları okursun da, hatta ve hatta nasıl kilo verdiğimi görürsün, nasıl güzelleştiğimi, nasıl başarılı olduğumu nasıl bir cevher, mükemmeliyet abidesi kaçırdığını görürsün de geberirsin, leşini yerden belediye işçileri bile toplamaya üşenir inşallah. AMİN.

Topluca amin deyin bakayım.

 Uzun uğraşlarım sonunda arkadaşlık isteğimi kabul etti işte. Ben hemen resimlerini filan beğendim. Sonra bu bana mesaj attı hayırdır, amacın ne gibisinden. Kaba şeref yoksunu zavallı, karşındaki bir kız meşe odunu değil

  Dedim ki biz buraya  Ankara'dan yeni taşındık, yeni arkadaş falan edinmek istiyorum, hiç kimseyi tanımıyorum, babam da çok kızgın bir insan bu konuştuklarımızı görürse çok kızar filan dedim. İyi banane sen bilirsin dedi. Öküz yav yemin ediyorum. Safkan öküz resmen. Yazışmalar silinmiş sanırım. Yoksa direk onları atacaktım agalar. Birkaç gün benim zorumla 1-2 dakika yazıştık ama zar zor. Merhaba, Nasılsın, Nasıl gidiyordan ileri geçemedik. Dedim ki en iyisi ben bu gizemi biraz bozayım.

Cuma günü mezuniyetimiz var, ben de orada olacağım ve sizin okuldan biri olarak ben de mezun olacağım dedim. Veee beklenen etkiyi verdi tabi ki. Çocuk şoka girdi. 1-2 dakika bir şey yazamadı. Ama benim de içim içimi yiyor, ya inanmadıysa diye. Sonra peki kimsin dedi. Ben de dedim ki eğer gerçekten söylemek isteseydim gerçek hesabımdan yazardım dedim. Bu sürekli zorlamaya başladı artık.

Nerdesin, hangi sınıftasın, söyle de bileyim, çok merak ettim falan. Tabi ki de mezuniyetten sonrasına kadar hiçbir şey söylemedim. Mezuniyetten sonra söyledim. Söylemez olaydım keşke. Benim dilimi eşşek arısı sokaydı, ellerim kırılaydı, felç olaydım da söylemeseydim. Çocuk internetten gülme krizine girdi ya resmen, 3 sayfa random attı.

3 SAYFA. 3 SAYFA RANDOMU PARDON DA BERKAYCIM NERENLE ATTIN. ŞEREFSİZ

 İşin kötüsü ben buna 2 gün önce sinirle, triple, küfürle karışık ilan-ı aşk etmiştim. Berkay da hiç oralı olmamıştı. Ben nasıl saydırıyorum ama, nasıl sövüyorum.  Berkay'ın eski sevgilisi Özge'nin memesinin resmini çekip attığına dair çeşitli rivayetlerden tutun da, mavi haplara kadar hakkında birçok dedikodu vardı. Bunları söyledim, bunlar az geldi bunlara bir de kurmaca rivayetler ekledim mi? Oh oh yeme de yanında yat. Saydır babam saydır. Sonunda ben sana neden bunları söylüyorum biliyor musun, çünkü sana aşığım dedim. Görüldü yaptı çıktı gööt herif. Sonra benim Dicle olduğumu öğrendi filan işte, kimseye söylememesi için yeminler ettirdim.

Sonra ne olduysa sinirlendim falan işte buna saydırmaya başladım, bir daha bana yazma, bitti gitti işte falan dedi ben dinler miyim hiç saydır Allah saydır. Susmazsan engel atıcam dedi. Ama ben, ben Dicle susar mı hiç, tabi ki de susmadım o da bana kutup ayısı, götü büyük, koca kafalı inek, çeşitli küfür ve hakaretler saydırdı. Bastım engeli buna her iki hesabımdan da. Bu çocukla evlerimiz de hemen yan yana ya, bir de en yakın arkadaşımın komşusu şeref yoksunu, haysiyetsiz.

Ben de her gün arkadaşımra giderim. O yaz boyunca herr günüm gerginlikle geçmiştir sanırım, bütün bir yaz boyunca onların siteye sadece 1 kere gittim, onda da az kaldı yakalanıyordum zaten. Hala nefret ederim pislikten. Muhtemelen o unutmuştur ama beni zaten. Amannn benden uzak Allah'a yakın olsun da başka bir şey istemiyorum. 

(Edit ben ikram, dayanamadım ama çocuk sana hakaret etmeden sen küfür etmişsin. Suç biraz da sende.. Üzgünüm) 

(yok kanka önce o bana baya ağır şeyler söyledi sonra ben sövdüm ama onları buraya yazamam çok ağırdı)

  Bugünlük bu kadar da agalar, hoşçakalın, esenlikle kalın.

DURUNN DAHA BLOGUMU TANITICAM.

 Blogumda her türlü konuda yazı yazıyorum, zaten kişisel bloggerım. Kafama esen her konuda yazıyorum. Bu bazen bilimsel olabiliyor, bazen aşk anılarım, bazen feminist yanım, bazense hüzünlü ponçik yanım hakkında olabiliyor. Eğer beni ve blogumu da merak ederseniz, buyurunuz hemen buraya tıklayarak geçebilirsiniz

---------------------------------§--------------------------------

Bu yazı Dicle tarafından yazılmış bir misafir yazıdır

16 Mayıs 2017 Salı

Sevgiliyle Yapılabilecek 23 Harika Aktivite

7 yorum

Evet Agalarım yaz tatiline çok az kalmasıyla beraber sevgililer telaş içerisine girmiş bulunmakta. Bunca boş zaman varken hep aynı şeyleri yapıp (sinemaya gidip) duran sevgililer için daha farklı aktiviteler topladım. Yalnızsanız üzülmeyin en iyi arkadaşınızı alıp yapabileceğiniz şeyler de mevcut :d

O zaman bakalım bu sevgiliyle yapılabilecek 23 faaliyet neymiş..

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Kitap Önerisi: Erebos Kitabı Konusu

4 yorum


Başlıkta Erebos kitabının konusu deyince çok ciddi oldu sanki ama böyle kalsın. Erebos'u bana Tumblr'dan bir arkadaşım yolladı. Kendisi Amasya'da yaşıyor ve hala konuşuyoruz. Erebos'la birlikte iki tane daha kitap yollamış sağ olsun. Onların da isimlerini vereyim, Kurucunun Kızı- Devrimin kızı.