Agalara Hoş Geldiniz

Ayakkabılarınızı çıkartmayı unutmayın
Takip Edin ->

Merhaba Agalarım. Bugünkü yazıda Otağtepe Fatih Korusu'ndan bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde abimle sıkılıp gezsek mi diye bir düşünce içine girdik. Daha sonra abim Otağtepe korusuna gidelim dediği için oraya doğru yola çıktık. İlk başta aklımda küçük bir orman hayal etmiş olduğum için bir miktar hayal kırıklığı yaşamadım değil. Ama olsun..



Otağtepe korusu nasıl bir yer?

Genel olarak ağaçların orman sıklığında değil de park sıklığında olduğu bir yer. Ama Otağtepe'yi gezmeye değer kılan şey oranın yeşilliğinden daha çok manzarası. Bu manzara neredeyse her yerden görülebiliyor ama yakınlaştıkça denizi de tam olarak görebiliyorsunuz. Sabah saatlerinde gelmenizi tavsiye ederim çünkü aşırı kalabalık bir yer. Akşama doğru gelirseniz gün batımını görebilirsiniz. Batıya doğru güzel bir manzarası olduğu için gün batımının hoş görüneceğini düşünüyorum. 




Yolunuz düşerse gidip zaman geçirebileceğiniz güzel bir yer. Giderken yanınıza yiyecek içecek olarak ufak şeyler götürmek isteyebilirsiniz, çünkü gördüğüm kadarıyla bir şeyler alabileceğiniz yerler yoktu.







Gelişen akıllı telefonlar ve kolay internet erişiminin getirisi olarak sosyal medya hayatımızın merkezine yerleşti. İletişim amacı ile açılan sosyal medyalar zamanla insanlar arasında iletişim kurmanın bir yolu olma boyutundan çıktı. Artık sosyal medyalar tarafından şekillendirilip sosyal medyalar tarafından yönetilir hale geldik.

Ne zaman İnstagram'a girseniz instagram size bazı insanların sizden daha zengin, daha mutlu, daha güzel veya daha yakışıklı olduğunu gösterip durur. Sizden daha çok takip edilen insanları görür, sizinkilerden daha çok beğeni alan fotoğraflara rastlarsınız.

Ne zaman Facebook'a girseniz Facebook size bazı insanların sizden daha çok arkadaşı olduğunu, sizden daha çok sevildiğini gösterip durur.

Çoğu zaman bir sosyal medyaya girdiğinizde kendinizi kötü hissedersiniz. Sanki olduğunuz kişi değil de başka birisi olmalıymışsınız gibi bir hisse kapılırsınız. En azından benim için bu böyle. Ne zaman İnstagram'a girsem insanların gösterişleri ile karşılaşıyorum. Kimisi kendi özel havuzunda yüzerken kimisi gittiği manzaralı restorantın fotoğrafını paylaşıyor. Kimisi ise her gün farklı kombinler giyip fiyakalı fotoğraflar çekiniyor. Ve buna özeniyoruz. İster istemez özeniyoruz. Kim istemez ki havuzlu bir ev veya her gün Alışveriş Merkezi gezip yeni şeyler giymeyi? 

Bundan dolayıdır ki gerçekten yapmak istediklerimiz yerine toplumun kıskanacağı şeyler yapmaya başlıyoruz. Gün geçtikçe sırf "yedik, yaptık, eğlendik, mutluyuz" görünebilmek için kafeye gidip 3 liralık su alan ve 10 tane fotoğraf paylaşan bir topluluk haline geliyoruz. Sosyal medyaları iletişim yerine sosyal maskeler haline getiriyoruz.

Muhtemelen "Herkes böyle değil ki!" diye karşı çıkacak insanlar olacaktır. Evet sosyal medyayı iyi amaçla kullanan, bu yoldan reklam yapıp gelirini arttıran insanlar da var. Ama bunlardan her biri için yüz farklı insan sadece uyandığını söyleyerek 1000+ beğeni alıyor. Ve bu fotoğrafları beğenen insanlar bir zaman sonra beğendikleri insanları, insan olarak değil de ekrandaki pixeller olarak görmeye başlıyor.

Güzel kızmış. Beğen.

Hmm yakışıklı çocuk. Beğen.

Netlik kazandırmak istiyorum, benim sorunum güzel kızlar veya yakışıklı çocuklar değil. Ve yahut da zengin insanlar da değil. Benim bahsetmek istediğim problem sosyal medya ve sosyal medyanın bizi neye cesaretlendirdiği. 

Ve şuna da netlik kazandırmak istiyorum. Bunları sadece laf olsun diye demiyorum. Tabi ki sosyal medya tamamen kapatılsın, yok edilsin demiyorum. Sadece bizim sosyal medyayı kullanmamız gerekirken sosyal medyanın bizi kullanmasına izin verdiğimizi fark edelim istiyorum. 

Yazımı sevdiğim bir alıntı ile bitiriyorum:

           Çoğumuz tüm hayatımız boyunca gerçek kişiliklerimizi gizleyen sosyal maskeler takıyoruz. İnsanlığın ve yaşamın tüm renklerini sergilemek yerine dünyanın olmamızı istediğini düşündüğümüz kişinin heykeli haline dönüşüyoruz. Toplumun söylememizi istediği şeyleri söylüyor, giymemizi istediği kıyafetleri giyiyor ve yapmamızı istediği şeyleri yapıyoruz. Kaderimizde yazan hayatı sürmek yerine başkaları gibi yaşıyoruz. Başkaları için yaşıyoruz. Böylelikle de yavaş yavaş ölüyoruz.


Peki bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Merhaba agalarım. Bugünde dahil 2 gündür üniversiteliyim. Şimdi bu yazıda da üniversiteyi anlatarak size nispet yapayım diyorum. Bilmeyenler için Marmara Üniversitesi'nde Almanca okuyorum. Almanca dersleri çok zor olacakmış gibi bir hissiyat içerisindeyim ama hayırlısı bakalım. Sadece iki tane öğretmenimiz varmış. Biz daha bir tanesini tanıyoruz ama muhtemelen yarın diğeri ile tanışırız.

Ders saatlerimiz çok güzel çünkü saat sekiz buçukta başlayıp 12 ya da 1 gibi çıkıyoruz. Tek sıkıntısı tenefüslerin az derslerin de aşırı uzun olması şuan için. İlk ders 90 dakika, ikinci ders 90 dakika, üçüncü ders ise 50 dakika olacakmış. Tenefüsler 10 dakika gibi bir şeydi sanırım.

90 dakika çok uzun ya bir derste iki kere çişim gelir benim :(

Şaka bi yana çok uzun cidden ama erken çıkmamıza sebep olduğu için daha iyi tutarım çişimi bir sene bişey olmaz. Derslikteki öğrenci sayısı  10 kişi gibi az bi miktar. Biz hazırlık okuduğumuz için başka bölümlerden öğrenciler de var. Atıyorum alman dili ve edebiyatı olsun işletme olsun vesaire vesaire..

Tercümanlık bölümü ise toplam 37 kişiymiş. Tabi belki hazırlıktan geçemeyen ya da başka üniversitelere yatay geçiş yapanlar olabilir seneye. Bu konuyu çok sevdim çünkü ikinci senemde erasmusla yurtdışında okumak istiyorum. Ama bunun için çok çalışıp bölümümdekileri geçmem lazım. Almanca tercümanlıktan sanırım bir veya iki kişi erasmusla yurt dışında okuyabilecekmiş. Neyse onu seneye konuşuruz. Bu arada kendi bölümümün sekizincisiymişim ;))

Şuan için sınıfımdakilerden bahsedemeyeceğim çünkü sınıflar değişecekmiş. Bugün ikinci günden deneme sınavı olduk. 50 soru vardı sınavda, amaç seviyemizi öğrenip yeterince bilenleri A2den başlatmak, bilmeyenleri ise A1den başlatmak. İlk 25 soru A1.1, son 25 soru da A1.2den sorulmuş. Hepsinden 20şer doğru olmazsa A2'ye sınıfına alınmazmışım ama sorular bana çok basit geldi. Sanırsam 35 doğru kesin çıkar. Ama 40 soru doğru yapmışımdır diye de düşünüyorum. Eğer A2'ye geçersem burayı güncellerim 😂

Edit: Evet A2ye geçmişim ama benimle beraber geçen herkes almancayı epey bilen insanlar. O yüzden ben yarım yamalak almancamla onlara yetişmeye çalışacağım tüm sene, inşallah hoca herkes biliyor zaten diyerek üstün körü anlatmaz.

Ayrıca kitaplar 670 Tl ya yuh be alo 155 soygun ihbar edecektim


10 yıl içinde evcil hayvanınız muhtemelen ölmüş olacak.

10 üzeri 2 yani 100 yıl içinde siz ölmüş olacaksınız.

 10 üzeri 3 yani 1000 yıl içinde büyük- büyük- büyük- büyük- büyük- büyük torununuz ölmüş olacak.



Küçükken Avatar: Son hava bükücü çizgi dizisi ile büyüyenler neyden bahsettiğimi çok iyi anlamıştır. Eski zamanlarda insanlar dünyanın ve evrenin dört ana elementten oluştuğunu düşünürmüş. Hava, Su, Toprak ve son olarak da Ateş.

Avatar çizgi filminde ise bu elementlerin bazı insanlar tarafından kontrol edilebileceği işlenmektedir.


Merhabalar Agalarım, Almanca tercümanlık okuyacağımı bir önceki -yani buradaki- Agasal'da söylemiştim. Almanca seviyem baya yerlerde olduğu için kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Gramer konuları ile ilgili bütün çabalarıma rağmen hala tam anlamıyla cümle kuramıyormuşum gibi hissediyorum. Ama sıkıntım yok halledicem inş.

Ben de dedim ki neden gramer konusunda kendimi bu kadar kasıyorum, Almanca şarkılar bulup onların sözleri ile kendimi geliştirmeye çalışayım. Oldukça mantıklıyım değil mi? Bence de.


İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *